Sudbury Okulları: Çocuklar ve Çocukluk Hakkındaki Geleneksel Bakış Açılarını Altüst Eden Okul

0
4355

“Eğer hayatlarının ilk birkaç yılında çocukların nasıl öğrendiğini gözlemlerseniz, kendi başlarına öğrenebildiklerini ve aslında öyle öğrendiklerini görürsünüz. Emeklerken, yürürken, konuşurken ve beden kontrollerini kazanırken onları kendi başlarına bırakırız. Hepsi, neredeyse hiçbir ebeveyn yardımı olmadan gerçekleşir. Birinin bir şeyi öğrenmesini sağlayamazsınız. Aslında birine bir şeyi öğretemesiniz, onun öğrenmeyi istemesi gerekir. Ve insan eğer öğrenmek isterse, öğrenecektir.” – Daniel Greenberg, Sudbury Valley Okulu Kurucusu

Birkaç hafta önce eğitimci aktivist dostlarımla ve okul geliştirme uzmanlarıyla Danimarka’daki Sudbury Okulunu ziyaret ettim. Danimarka’daki Sudbury Okulu, Amerika’da bulunan Sudbury Valley Okulunun sadece ismini değil aynı zamanda eğitim modelini de alıyor.

Sudbury Okulu, çocuklara kendi ilgilerini sınırsızca keşfetme özgürlüğü (ve de sorumluluğu) vererek, etkinliklerini özyönelimli öğrenme ve okulsuzluk ilkelerine dayandıran dünyadaki tek okul.

Bir Sudbury Okulunda sınıf yok, not yok ve yaş ayrımı yok. 4-18 yaş arası çocuklar, hiçbir özel kayıt şartı gözetilmeksizin (okulun ilkelerini sahiplenme isteğinin yanında) okula kabul ediliyor.

Sudbury Okulunun temel ilkesini, çocukların, yetişkin kontrolü ya da müdahalesi gerektirmeyen bir doğal öğrenme becerisi ile donatıldıklarının kabulü oluşturuyor. Bu yüzden Sudbury Okullarında çocuklar, diledikleri herhangi bir şeye duydukları ilgi ve tutkunun peşinden gitmeleri konusunda teşvik ediliyor. Bu, ister hiç durmadan aylarca balık tutmak olsun, ister saatlerce bilgisayar oyunu oynamak olsun, hiç fark gözetilmiyor.

Okulluluğun geleneksel şekline alışkın olan insanlar için Sudbury’de eğitim görmek kulağa aşırı uç, radikal ve hatta tehlikeli gelebilir. “Yetişkinler onlara öğretmeden çocuklar nasıl öğrenecek?” “Örgün eğitim görmeden topluma adım atmaya nasıl hazırlanacaklar?” “Okumayı ve yazmayı nasıl öğrenecekler?” “Bu tür bir tam özgürlüğe sahip olduklarında çocuklar bütün gün boş oturup günlerini boşa harcamıyorlar mı?”

Geleneksel örgün eğitimi kanıksamaya o kadar şartlanmış durumdayız ki, yetişkin müdahalesi ve kontrolü olmadan öğrenmenin mümkün olduğunu algılayamıyoruz bile. Okulluluğun geleneksel formlarının bize bilmemiz gereken her şeyi öğretmek için en ideal şekilde tasarlandığını ve kontrol mekanizmalarının bizim korunmamız ve güvenliğimiz için yaratıldığını varsayıyoruz.

Geleneksel okullarda çocuklar, öğrenmeye karşı doğal olarak direnç gösteren insanlar olarak görülürler. Hatta doğuştan yabanıl ve kötücül oldukları bile düşünülür. Bu yüzden çocukları sınırlı ve kapalı tutmak için çok sayıda konrol ve baskı mekanizması kullanılır.

Peki ya aslında bunun tam tersi geçerliyse? Ya çocukların öğrenmeye karşı dirençli, uyumsuz ve kayıtsız olmalarına sebep olan şey geleneksel okulların içindeki tüm bu kontrol ve baskı mekanizmaları ise?

Sudbury Okullarında çocukların kendi öğrenmelerini yönetme becerilerine çok büyük bir güven duyuluyor. Çocuklar, herhangi bir yetişkin kadar katacak çok şeyi olan, toplumun yetkin ve eşit üyeleri olarak görülüyor. Çocuklara ilgi duydukları şeyleri keşfetmeleri için alan ve zaman, yetişkin desteği ve bu ilgilerin peşinden gitmelerini sağlayan öğrenme ortamları sunuluyor.

Sudbury Valley Okulunun kurucularından ve ana felsefesini oluşturanlardan biri olan Daniel Greenberg, kitabı En Sonunda Özgür’de Sudbury Okullarındaki çocukların çok kısa zaman dilimlerinde çok miktarda şey öğrendiklerini yazıyor. Greenberg, 9-12 yaşlarındaki matematik öğrenmek isteyen ve bu öğrenme hedeflerine özyönelimli bir şekilde kendilerini tamamen adamış oldukları için bir matematik öğretmeninin yardımıyla 6. sınıftan 12. sınıfa kadar tüm bir matematik müfredatını 20 hafta içinde öğrenen bir grup çocukla ilgili bir örneği paylaşıyor.

Aslında zor olan öğrenilecek içeriğin kendisi değil, geleneksel okulların bunu çocukların kafasına zorla sokma şekli ve çocukların bunun her adımından nefret etmesi. Bunu yapmanın tek yolu içeriği yıllar boyunca durmaksızın sürekli ama sürekli tekrar etmektir, ama bundan sonra bile çocuğun kendisine öğretilen şeyi hatırlamasının garantisi yoktur. Oysa öğrenmek isteyen ve öğrenme sürecine kendi başına başlatan bir çocuk, bir şeyi günler ya da haftalar içinde öğrenir.

Eğitime olan bakışımızı yeniden değerlendirmeliyiz. Çünkü şu anda bireysel olarak sadece çocukları değil, aynı zamanda tüm bir jenerasyonu ve bunun bir sonucu olarak da bir bütün olarak insanlığı tam potansiyeli ile gelişmekten alıkoyuyoruz.

Bu, doğrudan dünyanın mevcut durumuna yansımaktadır. Bir kargaşa ve ayrışma durumu içinde olduğumuz ise hepimiz için artık aşikar.

Sudbury Okulları, çocukların yetişkin müdahalesi olmadan öğrenme becerilerinin ve eğitimin diğer ucundaki sonucun tembel, kaygısız ve cahil bir insan olmadığının güçlü bir örneği. İronik olan ise bu insanların genelde geleneksel okulların bir ürünü olmaları.

Yetişkinler çocukların özgür olmalarını istemiyorlar, çünkü çocuklardan korkuyorlar. Ancak bu kadar çok korktukları aslında çocuklar değil kendileri. Bize geleneksel okulların öğrettiği şey tam da bu çünkü: Kendimizi doğal olarak ifade etmekten ve doğamızı ortaya çıkarmaktan korkmak, bunu fazlasıyla yabanıl görmek, zaptedilmeden bırakılmak için fazlasıyla asi olduğunu düşünmek.

Çocukluğumuzdan itibaren kendi doğamızı ortaya koyma anlarımızı azarlanmakla ilişkilendirdik çünkü çoğu geleneksel okul (aynı zamanda çoğu aile) doğamızdakileri ortaya çıkarmamızı kucaklamaya uygun olarak yaratılmamıştı. Ve bu yüzden bu yabanıllığın, bu doğal olanın, doğru ortam sunulduğu takdirde en yüksek ve benzersiz potansiyelimize ulaşmamızı nasıl sağladığının asla farkına varamıyoruz. Eğer Sudbury deneyinden öğreneceğimiz bir şey varsa, o da budur. Eğer toplumumuz için bu okullardan model olacağımız bir şey varsa, o da budur.

 

 

Kaynak: http://teachersjourneytolife.com/2015/12/13/how-sudbury-schools-challenges-traditional-perspectives-on-children-and-childhood-114/

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here