Siber Zorbalığa Karşı “Siber Empati”

0
1881

ABD’nin Florida eyaletinde yaşayan 12 yaşındaki Rebecca’yı bir yıl içinde sayıları 15’e ulaşan kız arkadaşının internet ve mobil ortamda mesaj bombardımanına tuttuğu, “Ölmen gerekiyor”, “Neden kendini öldür müyorsun?” mesajlarıyla baskı altına aldığı ve sonuç olarak da “erkek arkadaş meselesi” ile başlayan bu siber zorbalık nedeniyle Rebecca’nın intihar ettiği haberini internet haber sitelerinde okuyalı çok zaman olmadı.

Yine Almanya’da Albertville Lisesi eski öğrencilerinden 17 yaşındaki Tim, mezun olduğu okula elinde pompalı bir tüfekle geldi ve rastgele açtığı ateş sonucunda on beş lise öğrencisini katletti. Katliamı yapan gencin olayın hemen ardından polis sirenleri eşliğinde, “heyecanlı” kovalamacayla kaçması ve yakalanacağını anladığında da kendi silahıyla intihar etmesi Alman ve dünya kamuoyunun dikkatini olaya çekti. İnsanları dehşete düşüren Tim’in “çalışkan, sakin ve masum bir çocuk” olmasından öte, katliamın perde arkasında “herkesi öldür ve geri dön” olarak da tanınan ve yüksek sanal teknoloji oyunları arasında en popüler oyun olan “Counter Strike” olmasıydı.

Okuduğunuz iki sıra dışı sayılabilecek olayın yanı sıra Amerika, Almanya ya da fark etmez Türkiye için de geçerli olan ve sosyal medyada tanımadıkları kişilerle arkadaşlık yüzünden dünyayı keşfetme uğraşında olan çocukların/ergenlerin karşı karşıya kaldığı tehlikeler de gün geçtikçe artarak haber değeri düşük olaylar sıralamasında yerini alıyor.

2000 yılından sonra doğan, internetsiz hayatı, internetsiz nasıl yaşanabildiğini bilmeyen dijital nesile “Z Kuşağı” deniliyor. Z Kuşağı, yukarıda yer alan uç örneklerin bizzat hem mağduru hem de faili olma yolunda diyebiliriz. Geçmişin sokak aralarında, günümüzün site bahçelerinde oynanan oyunlar esnasında ya da halihazırda okullarda çocukların karşılaşabildiği “akran zorbalığı”, dijital dünya içerisinde yerini “siber zorbalığa” bırakmış durumda. Üstelik siber zorbalık sadece tanıdık akranlar tarafından uygulanan şiddet olarak değil, çocukların tanımadıkları tehlikeli yetişkinlerce de maruz kaldıklarıyla birlikte dijital dünyanın en tehlikeli yönü olmuş durumda. Bu açılardan bakıldığında dijital dünya, gecenin karanlığında çocuklarımızın dışarıya çıkmasından korktuğumuz ıssız sokaklardan çok daha tehlikeli görünüyor.

Bütün bu tehlikeli “sosyal” hayata ek olarak saatlerce tablet, telefon ya da oyun konsollarıyla geçen süreler de göz önüne alındığında Z Kuşağının derslerine, kitap okumaya, sohbet etmeye daha az konsantre olan birer “doğal hayat yalnızı” bireyler olarak büyüdükleri ve bu kapalı sistem içerisinde psikolojilerinin de fazlasıyla etkilendiği bir başka gerçek olarak karşımızda duruyor.

İnterneti hava, su gibi temel ihtiyaç kabul eden kuşağın çocuklarının yaşam alışkanlıklarının da farklı olmayacağı kesin. Z Kuşağının dili, kabul etmeliyiz ki “teknoloji”. Onları tehlikelerden korumak amacıyla kullandıkları dili engellememiz de çok mümkün görünmüyor.

Çocuğumu dijital dünyanın neden olabileceği psikolojik ve sosyal tehlikelerinden nasıl koruyabilirim?  Bu, günümüz yetişkinlerinin en çok sorduğu sorulardan bir tanesi olarak öne çıksa da aslında artık Z Kuşağına dair korumaya yönelik değil, önleme yönelik davranışsal çözümler bulma vakti geldi de geçiyor. Sosyal medya kullanımının yaygınlaşmasıyla birlikte yukarıda da örneklerini verdiğimiz siber zorbalıkların sonucu olarak ortaya çıkan olumsuz yaşantıların önüne geçmeyi sağlayacak tek kavram da “ siber empati” gibi görünüyor.

Empatinin kendinizi başkasının yerine koymakla başladığını, farklı bakış açılarını anlamak için önemli bir adım olduğunu, farklılıkları kabullenmenin, ilişki kurmanın, küresel bir bakış açısı kazanmanın, daha zengin, daha derin çözümleme yapabilmenin ve daha etkin iletişim kurabilmenin temelini oluşturan önemli bir beceri olduğunu söyleyebiliriz. Empati günümüzün yani 21. yüzyılın yaşam becerilerinden önemli bir tanesi olarak kabul ediliyor. Empatinin de diğer tüm beceriler gibi öğrenilebilir ve geliştirilebilir bir özelliği var. En basit anlatımla yardım duygusunu geliştirmek için birisi düşüp yaralandığında ona yardım etmek gerekliliğinden ve yardım etmemenin bencillik olduğundan bahsedilebilir.

Okulda ve mahallede çocukların karşılaştığı şiddet, küfür, çeteleşme, haraç kesme gibi her türlü akran zorbalığı, dijital dünyada yerini sosyal medya ve whatsapp gibi uygulamalar üzerinden küfür, tehdit, aşağılama, yalnızlaştırma gibi yöntemlerle siber zorbalığa bırakmış durumda. Normal hayatta akran zorbalığına karşı olumlu iletişime, empatik yaklaşıma dair davranışsal çözümler arıyorsak, Z kuşağının siber zorbalık duygusunu/davranışını önlemek için de günümüz çocuklarının siber empati becerisini artırmamız gerekiyor.

Öncelikle bir kişiye sosyal medya üzerinden bile olsa gerçek bir zarar verildiğinin farkında olmak ve yapılan olumsuz davranışın yasal bir suç olarak kabul edilebileceği bilincinde olmak oldukça önemli. İnternet üzerinden kendisine yapılan siber zorbalığın, kendi alanına dair sınırları aştığı farkındalığında olabilen çocuklar, yapılanın sosyal medyaya has bir olay değil de zorbalık olduğu bilincine varacak ve kabullenmek yerine sorunun çözümüne dair harekete geçebileceklerdir.

Blogger arkadaşları ya da tanınmayan başka insanları takip ederken yapılan yorumların, karşı tarafa dair olumsuz/argo içerikte olmaması gerektiği; sanal arkadaşlıklardaki dilin sadece siber dünyaya ait olmadığı ve buradaki iletişimin normal hayat normlarında saygıyla yürütülmesi gerektiği; sanal alışverişlerde ailenin maddi imkanlarını zorlamamak gerektiği ve maddi sınırların aşılması durumunda kendisinin ve ebeveylerinin zor durumda kalacağının fark edilmesi; herkesin hayat biçiminin/tarzının farklı olduğu anlayışıyla sosyal medya kıskançlığının kontrol altına alınması ve dijital dünyanın pornografi gibi çocuklar/yetişkinler için zararlı içeriklere sahip olabileceği bilincinin çocuklara kazandırılması çok önemli. Bu becerilerin kazandırılmasının anahtarı da siber empati kavramında saklı görünüyor.

Siber dünyada çocuklarımızın bağımlılık, zorbalık, Youtubber olma/takip etme, internet alışverişi, sosyal ağ kıskançlığı, pornografi, tanımadığı kişilerle tanışma, sürekli konum paylaşma gibi içeriği tehdit barındıran unsurlarla karşı karşıya oldukları aşikar. Z Kuşağı ebeveynleri olarak okul öğretmenleriyle irtibatta olmak, bilgisayarlarını/tabletlerini kontrol etmek, girdikleri siteleri yazılımla izlemek, bilgisayara saat kısıtlaması getirmek ya da birlikte kurallar belirlemek hatta interneti ders dışında hiç kullandırmamak gibi önlemler de alabiliriz. Kısıtlamaya ve kontrole yönelik bu önlemler, çocukları tehlikelere karşı koruma amaçlıdır.

İnternetin bu denli yaygınlaştığı bir dönemde artık sadece polisiye önlemlerle çocuklarımızı koruyamayacağımız da net bir şekilde ortada. Çocuklarımızın bilinçli birer dijital vatandaş olabilmeleri ve empatinin en önemli özelliklerinden biri olan “karşıdaki insanın yerine kendinizi koyarak o kişiyi anlama” becerisi geliştirebilmeleri sayesinde, siber dünyada karşılaşabilecekleri tehlikelere karşı da beceriler geliştirebilirler.

İnternetin hayatımıza getirdiği en büyük olumsuzluk, tartışmasız ki günümüz insanının teknoloji bağımlılığı. Bilgisayar oyunlarının üretilmesiyle ortaya çıkan “oyun bağımlılığı”  ve sosyal medya ve akıllı telefon/tablet uygulamalarıyla ortaya çıkan “sanal bağımlılık”, içinden çıkılmaz bir hal almış durumda. Çocuklarımıza, zamanı ve kendini yönetmeye dair temel yaşam becerileri kazandırmak aslında teknolojik bağımlılığının da önemli düşmanlarıdır. Ev içerisinde yapılması gereken bazı temel işlerin sorumluluğunun küçük yaşlardan itibaren çocuklara verilmesi ve zamanı yönetmek adına birlikte hazırlanan yaşam çizelgeleriyle hareket edilmesi önem kazanabilir.

Ozan DEMİRALP   

 

 

 

 

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here