Okullar İçe Dönük Çocukları Göz Ardı Ettiğinde…

0
68

Susan Cain bundan dört yıl önce, Sessizlik: Konuşmadan Duramayan Bir Dünyada İçe Dönüklerin Gücü isimli kitabını yayınladığında büyük beğeni topladı. Kitap, okulların ve diğer temel kuruluşların, ağırlıklı olarak dışa dönük ve “çok fazla uyarana ihtiyaç duyan” bireylere uygun olmasını eleştiriyor. İçe dönüklerin dünyasını anlatan kitap, bu kişilik özelliği hakkında farkındalık kazandırmayı amaçlıyor. Özellikle de bunu anlamakta zorlananlar arasında… 

Ancak ne yazık ki bu tarz çabalar, en çok eğitim dünyasında değişim sağlamakta zorlanıyor. Popüler olan öğretim yöntemlerinin – “iş birliğine dayalı öğrenme”, “proje temelli öğrenme” ve “ters yüz edilmiş sınıflar” gibi – uygulanma şekilleri, içe dönüklerin ihtiyaçlarını genellikle ihmal ediyor. Hatta bu yöntemler, dinamik ve sosyal öğrenme etkinlikleri yoluyla dışa dönük davranışlara kucak açan sınıf ortamlarının şimdiye dek hiç olmadığı kadar fazla teşvik edildiğini gösteriyor. Bunlar elbette sınıflar için cezbedici nitelikler olabilir ancak bunlara yapılan aşırı vurgu, içe dönük ve başkalarıyla sürekli etkileşimde bulunmaktan kolayca bitkin düşen öğrencilerin öğrenme süreçlerini baltalayabiliyor.

Geçen hafta Chicago Üniversitesi kütüphanesi “artan talep” dolayısıyla, sessiz bir okuma odasını “interaktif öğrenme için canlı bir laboratuvara” dönüştürmek için mimarlarla çalıştıklarını açıkladı. Eğitimciler için popüler bir online kaynak olan Top Hat’in bir yazarı, geçen ay yayımlanan bir yazısında şöyle diyor: “İş birliğine dayalı öğrenme stratejileri, evrimsel insan davranışının en önemli parçasını kullanıyor: Sosyallik.” Bu ayın başında Cal State Üniversitesi’nden Dominguez Hills, “çoklu sıra düzeni” ile ”aktif öğrenme sınıflarının” kurulumunu desteklediğini açıkladı. Hills’e göre bu yeni sınıflarla profesörlerin zihniyetlerini değiştirmeleri gerekiyordu, çünkü dersler “yaparak öğrenecek” şekilde tasarlanmalıydı. Profesör ve yardımcı dekan Hamoud Salhi projeyi şöyle anlatıyor: “Bu projenin amacı sadece sınıf ortamını değiştirmek değil, aynı zamanda öğretmenlerin öğretmeye olan yaklaşımını da değiştirmek.”

Bu arada “aktif öğrenme sınıflarının” savunucuları, “öğrencileri ve okulları konfor alanından çıkartmaktan” sanki iyi bir şeymiş gibi bahsediyorlar. Başka öğretmenlerse içe dönük olmak ile kendini savunamamayı bir tutmaya devam ediyor. Dartmouth Etkili Konuşma ve Yazma Enstitüsü yeni tanıtımında, “eğitim modelini yenilemeyi hedefleyen” bir pedagojiden bahsediyor ve ve öğrencileri “derse katkı ve katılım için pasifliği bırakmaya” davet ediyor. Okul bunu şöyle özetliyor: “Öğrenciler okumayı ve yazmayı öğrenmek için yalnızlığın üstesinden gelmeliler.” Sessizce kitap okumanın ve içe dönük düşünmenin öğrencilere bir faydası olmadığını düşünen bir organizasyon olan Google for Education’ın başkanı Liz Sproat, “iş birliğine dayalı çalışmadaki artışı” herkesin üzerinde uzlaştığı normal bir şey olarak konumlandırıyor ve hatta Google’ın bunu daha da verimli bir hale getirebileceğini iddia ediyor.

Sınıflarda grup projelerinin ve etkileşime dayalı düzenlemelerin giderek daha fazla önem kazanması, bağımsız bir şekilde ve daha sakin ortamlarda çalıştıklarında daha iyi performans gösteren içe dönük öğrenciler için zorlayıcı olabiliyor. Nüfusun üçte birini hatta yarısını oluşturan içe dönükler bazen utangaç, depresif ya da asosyal insanlar olarak görülürler. Oysa bu asla hepsi için geçerli değildir. Susan Cain’in ünlü TED konuşmasında belirttiği gibi, içe dönükler “daha sakin ve sade ortamlardayken, kendilerini olabilecek en canlı, en çalışmaya hazır ve en yapabilir halde hissederler.”

Yakın bir zaman önce Kaliforniya’daki bir devlet lisesindeki sınıfları gözlemledikten sonra bu konu hakkında düşünmeye başladım. (Başka bir devlet lisesinde İngilizce öğretmeniyim ve bu okulu kişisel gelişim etkinliği olarak ziyaret ettim.) İzlediğim 26 öğretmenin dördü hariç hepsi, öğrencileri gruplar halinde ya da bir arkadaşıyla eşleştirerek çalıştırıyordu. Bu tür oluşumlar içe dönük öğrencilerin ihtiyaçlarıyla bağdaşmadığı gibi, bu düzenlemeler, öğrenmeyi belirli öğrenciler için zorlaştıran gürültülü, dikkat dağıtıcı koşullara doğal olarak ortam sağlayabiliyor.

Kendi lise öğrencilerimin çoğu, sık sık sessiz okuma zamanlarının uzatılmasını isterler. Bazıları floresan lambalarının kapatılmasını ve onun yerine pencereden gelen daha yumuşak güneş ışığıyla ders yapmayı tercih eder. Bazıları sessiz bir sınıfta ders yapma fırsatları olmasından büyük zevk alacağını söyler. Şu ergenler arasında çok yaygın olarak kullanılan kulaklıkların, uyarılma ihtiyaçlarını beslediğini düşünürdüm, şimdi acaba bazen dışarıdaki gürültüyü kesmek için mi kullanıyorlar diye merak ediyorum.

Bunlar elbette ki genel gözlemler, ancak yakın bir zaman önce, sessiz ve tek başına kalabildikleri öğrenme ortamlarına duydukları ihtiyacı doğrudan ve açıkça dile getiren iki lise öğrencisiyle tanıştım. Her ikisi de, lise terk öğrencilere yönelik özel bir okulda 22 haftalık özel bir programa katılmış ve başarılı sonuçlar elde etmişti. Onlara başarılarının sebebini sorduğumda, bir tanesi şöyle cevap verdi: “Okulun yapısı. Orada konsantre olabiliyordum,” diye yanıtlamıştı. Dikkatinin dağılmaya olan eğilimini fark eden öğrenci, önceki devlet okulunda kesinlikle hiçbir “sessiz zamanın” olmadığını dile getiriyor. Artık disiplinli sınıfların ve sessiz çalışma alanlarının değerini çok iyi anladığını ekliyor: “Artık tamamen farklı bir insan gibiyim.”

Ayrı olarak görüştüğüm diğer öğrenci de benzer şeyler söylüyor: “Burası (özel okul) daha çok odaklanabileceğim bir yer, diğeriyse (devlet okulu) daha gürültülüydü. Dikkat eksikliğim var, yani dikkatim genellikle dağınık. Ama artık hayatımın en yüksek notlarını alıyorum. Burada daha fazla konsantre olabiliyorum.”

Lise terk çocuklara özel bu okulun internet sitesindeki bir cümle benim için çok çarpıcıydı: “Sınıflarda başarılı olmak için gerekli sosyal ve duygusal becerilerden yoksun oldukları için okulda zorlanan çocuklar vardır ve bu çocuklar önceki okullarında konsantre olamadıkları teşhisini kendilerine hemen koyarlar.” Ancak okulun “iyileştirme” olarak tanımladığı şey, bu fonksiyon bozukluğunu iyileştirmeye ya da sosyal becerilerde bir atılım yapmaya değil, sadece öğrenme ortamında belirgin bir değişlik yapmaya dayanıyor. Bu okulda  gözlemlediğim beş sınıfta öğrenciler, Cain’nin özlem dolu bir şekilde övgüyle söz ettiği geleneksel sıra düzeninde oturuyorlardı. Cain’e göre bu geleneksel sınıf düzeninde çalışmalarımızın çoğunu özerk bir şekilde gerçekleştirirdik.

Elbette grup etkinlikleri içe dönüklerin eğitiminde de kullanılabilir. “İş birliğine dayalı öğrenme” son yıllarda öğretmenler arasında çok popüler oldu. Artık sınıflarda, küçük gruplar arası tartışmalara ve öğretmen tarafından yönlendirilen ders anlatımı yerine öğrenci tarafından yönlendirilen çalışmalara çok daha fazla değer veriliyor. Genel olarak bu iyi bir gelişme. Pek çok güncel araştırmaya göre iş birliğine dayalı öğrenmeyi deneyimleyen öğrenciler, geleneksel öğrenme yaklaşımlarına – yani öğretmenin anlattığı derslere – maruz kalan öğrencilerden daha yüksek performans gösteriyorlar. Ancak iş birliğine dayalı öğrenmenin aşırı sosyal veya aşırı uyarıcı olması gerekmiyor. İş birliğine dayalı öğrenme, içe dönük derin düşünmeyi kolaylaştıran sessiz bileşenleri de kolayca içerebilir.

En ideali elbette her tür kişilik tipi için farklılaştırılmış dersleri kolaylaştıran düzenlemelerin oluşturulması olurdu. Ama bu, farklı yeterlilikleri ve motivasyonları olan öğrencilerin olduğu kalabalık sınıflarda zor olabilir. Ziyaret ettiğim özel okullarda içe dönük öğrenciler için, öğrencilerinin mezun olduklarında gitmelerini umdukları üniversite sınıflarına benzer alanlar yaratıldığını gözlemledim. Ziyaret ettiğim devlet okulundaysa öğrencilerin tek başına oturdukları sıraların olduğu sınıfların dörtte üçü, çalışkan ya da üstün öğrencilerin olduğu sınıflardı. 

Ve son olarak bir okulun internet sitesinde, iş birliğine dayalı öğrenmeye ithafen yazan, “Georgia Koleji’nde her şeyi birlikte yaparız. Birlikte öğreniriz, çalışırız, oynarız, yaşarız,” cümlesini gördüğümde Sartre’ın şu ünlü sözünü hatırladım: “Cehennem diğer insanlardır.”

 

Çeviri: Ayşegül Sarıoğlu

 

Kaynak: https://www.theatlantic.com/education/archive/2015/09/introverts-at-school-overlook/407467/?utm_source=atlfb

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here