Nietzsche Ağladığında Siz Ne Yapıyorsunuz?

0
3662

Çoğumuzun okuduğu bir romandır Nietzsche Ağladığında. Irvın D. Yalom tarafından 1992 yılında yazılmış Nietzsche’nin hayatını ve düşüncesini, psikanaliz dayalı olarak anlatan romanın ortamı 19. yüzyıl Viyana’sıdır. Dönemin ünlü şahısları Josef Breuer, Sigmund Freud, Lou Andreas-Salome kitabın yan karakterlerini oluşturur. Roman, bu gerçek kişilerin bilimsel, felsefi ve sosyal görüşlerini, Nietzsche ile kurgulanmış olay örgüsü içinde bazen gerçek bazen de kurgusal bir şekilde anlatır.

Nietzche’yi kitapta, yalnızlığı seçmiş, acıları ile barışık, tek bir valizi ile hasta vücudunu taşıyamaz halde “Ümit kötülüklerin en kötüsüdür, çünkü işkenceyi uzatır”, “Sevilmiş olma isteği kendini beğenmişliklerin en büyüğüdür”, “Kişi, acıma duyduğunda, gücünden yitirir”, “En insani davranış, bir insanın utanılacak duruma düşmesini önlemektir” sözlerinin sahibi ve bu sözleri oluşturan düşüncelerin esiri olarak görürüz.

Gerçek ile kurgu bir hayatın sentezinin anlatıldığı Yalom’un kitabını bir kenara bırakıp gerçekte Nietzsche’nin izine düştüğümüzde ise Nietzsche’nin mental rahatsızlıkları olan bir ailede doğduğunu, dindar, şımartılmış bir ailenin çalışkan çocuğu olduğunu, hayatının aile bireyleri tarafından planlandığını, isyan duygusu gelişmiş bir genç olarak büyüdüğünü, hatta üniversitede katıldığı bir düelloda yaralandığını dahi söyleyebiliriz.

Tüm çocuklar gibi Nietzche’nin de benlik algısının oluşumunda, ailesi, çocukluktaki çevresi ve öğretmenlerinin katkısı büyük. Eğitim adına yapılan tüm araştırmalar erken çocukluk yaşantılarının benlik algısı gelişiminde çok önemli bir etkiye sahip olduğunu ortaya koyuyor. Benlik algısı, bireyin kendisi ile ilgili benimsediği imajdır. Bireyin kendini değerli bulup onaylaması ve güven duyması ya da suçluluk, değersizlik gibi olumsuz duygulara sahip olması benlik kavramı ile ilgili duygulardır.

Çocuğun karşılaştığı anne/baba ve öğretmen yaşantılarının olumlu ya da olumsuz olma şekli, bireyin yetişkinlikte benlik algısı sonucu ortaya konan tepkilerini oluşturmaktadır. Bu bağlamda gelin çocukluk yaşantılarında karşılaşılan yaşantılara göre bizleri nasıl Nietzcheler/yetişkinler bekliyor tek tek ele alalım;

Kınayan, Yargılayan Yetişkin: Çocukluk döneminde gösterdiği davranışlarda, aldığı başarısızlıklarda sürekli eleştiriye maruz kalan birey, ayıplayan ve yargılayan yetişkin olarak karşımıza çıkacaktır. Benlik algısı yakın çevresi tarafından “eleştiri” ile çevrelenen çocuk, yapmayı amaçladığı her eyleminde başarısız olduğu takdirde ayıplanıp yargılanacağını bildiğinden dolayı bir noktadan sonra cesaret yoksunu ve girişimcilik ruhundan uzak bir kişiliğe dönüşeceketir. Benlik algısını eleştiriler, ayıplanma ve yargılanma ile oluşturan yetişkin birey ise çevresindeki her girişimci ve cesaret gerektiren olayda artık engelleyici, yargılayan tavır gösteren kişilik olarak toplumda yerini alacak ve yasadan, töreden, gelenekten aldığı güç ile de mahallemizin sokaklarında dolaşmaya devam edecektir.

Kavga Eden Yetişkin: Karşılaştığı olumsuzluklarda hatta hakkını arama hususunda bile ilk başvurduğu yöntem kavga etmek olan yetişkinler, genel olarak kin ortamına maruz kalmış ve benlik algısını olumsuzluk üzerine kurgulamışlardır. Çevremizde çokça karşılaşmışızdır; en ufak sorunda hatta sorun olmadan “arıza” çıkararak adete kendi kendi ile kavga eden birçok insan vardır. Bu kişilerin genelde çocukluk yakın çevrelerinin de kavga ve kin üzerine kurulu olması onların da kavgacı birer yetişkin olmalarına yol açar. Çalışma ortamında, trafikte, metroda sıra beklerken ve benzeri temel gündelik hayatın devam ettiği ortamlarda sabırsız, kurallara karşı gelmeye yönelik davranış biçimi gösteren yetişkinlerin/toplumların, benlik algılarını oluşturan çocukluk yakın çevrelerinin kavga ve kin ile beslendiği, dünya haritası incelendiğinde de görülebilmektedir.

Utangaç Yetişkin: Çocukluk döneminde yaptığı hareketlerde, aldığı başarısızlıklarda sürekli alay edilip, lakaplar takılan, diğer çocuklarla kıyaslanmaya maruz kalan çocuk, utanan ve kendini değersiz gören benlik algısına sahip yetişkin olarak karşımıza çıkacaktır. Çocuklar kendi varlıklarının ve özelliklerinin biricikliğine dair şüpheye düştükçe güven duygularında sarsıntılar yaşarlar. Bu durumun yanında, yakın çocukluk çevrelerince başkalarıyla kıyaslanmaya, başarısızlıklarda alay edilmeye, lakap takılmaya başlandığı anda benlik algılarının oluşumunda büyük eksiklikler oluşmaya başlayacak, yetişkinlik dönemlerine taşıyacakları utanç duyguları, iletişimle ilgili ve psikolojik sorunlar yetişkinlik yolculuklarında onları hiç yalnız bırakmayacaktır.

Kendisini Suçlayan Yetişkin: Çocukluk döneminde yaptığı hareketlerde, aldığı başarısızlıklarda sürekli aşağılanarak utanç duygusu yaşatılan çocuk, yetişkinliğinde karşılaştığı olumsuzluklarda sürekli kendini suçlayan ve başkalarının yönlendirmelerini kolaylıkla kabul eden birey olarak karşımıza çıkar. Çocukluk yakın çevrelerince sadece başarısızlıklarda değil, yapmak istediklerinin ayıp, yasak, günah ve benzeri şekilde sınırlandırılarak yaptığı eylemlerin sonucundan utanacağı bilinçaltı oluşturulan çocuk, yetişkinliğinde kendine hata yapma lüksü bırakmayacak sınırlıkları olan ve her fırsatta kendini suçlayarak utanç duygusunu arayan bir birey olarak karşımıza çıkacaktır. Bütün bunların yanında suçluluk duygusundan kurtulmak adına başka insanların yönlendirmeleriyle hareket ederek, sorumluluğu dolayısıyla sonuçlarına katlanamayacağı utanç duygusunu hafifletmek gibi bir savunma mekanizması da bireyin benlik algısının ayrılmaz bir parçası olarak onu hiç yalnız bırakmayacaktır.

Sabırlı Yetişkin: Çocukluk yakın çevresinde hoşgörülü bir ortamda büyüyen birey yetişkinliğinde sabırlı bir kişi olacaktır. Çocukluk yakın çevresinde karşılaştığı sorunlar ya da  başarısızlıklar karşısında hoşgörü ile karşılanan, bunun yanında kendini geliştirmek adına desteklenen birey, kendisine ve çevresindekilere güven duymayı öğrenirken benlik algısında kendine dair de sabır ve güven duygularını geliştirecektir. Hoşgörülü bir ortamda yetişen çocuk, duygu ve düşünceleri, sevgisini, başarı/başarısızlıklarını, hayal kırıklıklarını aile bireyleri ile rahatça paylaştıkça kendini daha rahat ifade edebilen ve gösterilen hoşgörünün karşılığında sorumluluk duygusu ve güven duygusu gelişmiş, yanlışlarının farkında olan bir birey olarak büyüyecek ve kendini tanıyan bir yetişkin olabilecektir.

Adil Yetişkin: Çocukluk yakın çevresinde gösterdiği davranışlarla varoluşuna dair saygı gören çocuğun benlik algısı yetişkinliğinde adil bir birey olmasını sağlayacaktır. Çocukluk yakın çevresinden varoluş saygısı alarak büyüyen birey yetişkinliğinde vasıflardan arınmış, olayları mantık süzgecinden geçirebilen adil bir yetişkin olacaktır.

Mutlu Yetişkin: Çocukluk yakın çevresinde yer alan aile üyeleri ve öğretmenlerinden dostluk ve arkadaşlık gören birey, mutlu bir yetişkin olacaktır. Mutlu yetişkin benlik algısı, özellikle aile  üyelerinin birbirine dostlukla bağlı olduğu ve bu üyelerin “samimiyet” rol modeli oluşturduğu ortamlarda gelişir. Dostluk ve arkadaşlığın öne çıktığı çocukluk yakın çevresinde, çocuğun davranışları ile kabul ve onay gördüğü de göz önüne alındığında, ortaya kendini seven, kendine dair özsaygısı yüksek bireyler yani dünyada mutlu olma amacı olan yetişkinler çıkacaktır.

Yetişkinlerin çocukları yetiştirme yöntemi, aslında onları hayata hazırlama biçimini ortaya koyar. Kendine güvenen bir yetişkin, çocuğun da ona ve kendisine güvenmesini ve çocuğu bu şekilde geleceğe hazırlamayı amaçlar. Aynı şekilde baskı, korku, suçlama ya da utandırma yöntemleri ile çocuk yetiştirmek de, çocuğun hayata hazırlanma biçimini ortaya koymaktadır.

Çocuğun başarı, başarısızlık, istediğini elde etme, ağlama, vurma, kırma ve benzeri anlarındaki tepkilerine karşı yetişkin bireyin davranış şekli, çocuğun benlik algısının gelişmesinde belirleyici rol oynamaktadır. Bu bağlamda çocuğunuzun benlik algısının oluşmasına dair sorulması gereken en önemli soru şu olabilir: “Nietzsche Ağladığında Siz Ne Yapıyorsunuz?”

Ozan DEMİRALP
TED Diyarbakır Koleji Müdürü

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here