Konuk Yazar: Yılmaz Erdal – 1440 Saate Karşı 7326 Saat

1
2018

Bu yazı başlığının anlamını size hemen açıklayayım. Bir yılda 365 gün var. Yılın sadece 180 günü okullar açık. Çocuklar bir gün içerisinde en fazla 8 saat boyunca okulda kalıyorlar. Günün sadece üçte biri! Saat olarak baktığımızda 180 günün sadece 60 tam günü okulda geçiyor. 365 günden 60 günü çıkardığımızda geriye 305 tam gün kalıyor. Saat olarak ifade edersem daha iyi anlaşılacak; çocuklar bir yıl içerisinde okulda en fazla 1440 saat geçirirlerken, okul dışında 7326 saat geçiriyorlar.

Bu 7326 saatin tamamı ailenin yanında geçmiyor olabilir ama tamamı aile tarafından yapılandırılıyor. Çocuk uyurken odanın sıcaklığını artırmak, üzeri açılınca örtmek, gece kaldırıp tuvalete götürmek, birlikte yatmasına izin vermek veya ayrı yatmaya zorlamak ve benzeri davranışlar aslında uyku zamanının bile aile tarafından yapılandırıldığının göstergesidir. Çocuğunuzla ne kadar vakit geçirdiğiniz, oyunun hayatınızdaki yeri, birlikte gerçekleştirdiğiniz gezmeler ve bu gezmelerin niteliği, çocuğunuzun sizden ayrı geçirdiği zamanlar, varsa çocuğunuzun bakıcısının tarzı, hatta çocuğunuzun gideceği okulun ve öğretmenin seçimi tamamen sizin tarafınızdan yapılandırılıyor. Okul içinde geçirilmeye başlanan 1440 saatlik sürenin, Türkiye ortalamasında 5 yaş civarında başladığını da unutmamak gerekir.

Bizlerin eğitim olarak çok önemsediğimiz ve üzerine sayfalarca yazı yazdığımız alan en fazla 1440 saati içeriyor. 7326 saatlik dilimin nasıl geçtiği, o zamanda neler olduğu doğrudan ailenin kontrolünde. Ama 1440 saatlik dilimin sahibi olan eğitimcilerden harikalar yaratması bekleniyor.

Eğitim sistemimiz, iç güveysinden bile kötü durumda. Çocukların daha iyi bir eğitim alabilmeleri için 7326 saatlik dilime odaklanmak gerektiğini düşünüyorum. Okul istediği kadar çocuğa farklılıklarla bir arada yaşamayı öğretmeye çalışsın, evde düzenli olarak “ötekine” saldıran anne-baba modeli çocuğun farklılıklara karşı tutumunu daha güçlü bir şekilde etkileyecektir. “Başımıza icat çıkarma” diyen bir ailenin yaratıcı veya yeniliğe açık olması mümkün mü? Cevap vermeyi saygısızlık olarak algılayan bir kültürel yapıda yetişen çocuğun sorgulayıcı olması mümkün mü? Aile içinde sürekli şiddete maruz kalan bir çocuğun empati becerisi ne kadar gelişebilir?

Eğitimin, 7326 saatlik dilimi iyileştirebilmek için; rehberlik ve psikolojik danışmanlık hizmetleri, anne-baba eğitimleri, öğretmen ziyaretleri gibi yöntemleri olsa dahi bile bu yöntemlerin çok etkili olmadığını, yıllardır bu yöntemleri uygulayan bir psikolojik danışman olarak rahatlıkla söyleyebilirim. Bu yöntemlerle çok az insana dokunabiliyorsunuz.

Eğitimi, gelişmiş ülkelerin eğitimde neyi iyi yaptıklarını araştırıyoruz, üzerine konuşuyoruz. Başarılı eğitim uygulamalarını destekleyen anne-baba tutumlarını, sosyokültürel yapıyı ise çok az konuşuyoruz belki de hiç konuşmuyoruz. Bazı kültürel özelliklerimizin çocukların öğrenme süreçlerini olumsuz yönde etkilediğini düşünüyorum. Aşağıda bu özelliklerin bazılarına örnekler vereceğim.

Sorumluluklarını Üstlenmemek

Yaşadığınız dönemde, herhangi bir toplumsal sorunla ilgili olarak sorumluluk alan bir yetkili hatırlıyor musunuz? 13 Mayıs 2014’de gerçekleşen Soma faciasında 301 madenci öldü ve bugün itibariyle tutuklu yargılanan kimse yok. Benzeri bir dolu olay bulabilirsiniz. Hep Japon bürokratları örnek gösterip duruyoruz. Japon eğitim sisteminin başarısına, sorumluluğu üstlenme geleneğinin katkısını ölçebilsek keşke!

Çocukluğunuza dönün bir bakın; anne-babanız sizi, yaptığınız davranışların sorumluğunu üstlenmeye yönlendirirler miydi veya kendileri davranışlarının sorumluluğunu üstlenirler miydi? İş hayatınıza bakın “bu benim hatam, sorumluluğunu alıyorum” diyen bir iş arkadaşınız oldu mu veya siz benzeri bir cümleyi hiç kullandınız mı? Bu sorulara evet cevabı verenlerin, bu davranışlarla karşılaşma sıklıkları muhtemelen çok düşüktür.

Sıklıkla, çocuklara “acıdığımız” için onların yaptıklarının sonuçlarıyla yüzleşmelerinin önüne geçiyoruz. Onlar adına çok fazla şey yapıyoruz. Biz böyle yapmaya devam ettikçe çocukların sorumluluk duygusu nasıl gelişecek?

Bazı alternatif okul uygulamalarında çocuklara o yıl boyunca öğrenmeleri beklenen kazanımlarla ilgili eğitim yılının başında bilgi veriliyor. Böylece çocukların o bilginin sorumluluğunu üstlenmesi bekleniyor. Bizde ise eğitim sürecinin sözde sorumluluğu öğretmende. Çocuk o yılın temel amaçlarını bilmeden gelip gidiyor.

Birey olamamak

Birey olmanın benim için en temel tanımı; bireysel ihtiyaçlarla toplumsal ihtiyaçlar arasında bir denge oluşturabilmek ve yeri geldiğinde toplumsal baskıya rağmen kendi ihtiyacına sahip çıkabilmektir. Batılı toplumlara göre daha feodal bir toplum yapımız olduğu söylenebilir. Bunun uzantısı olarak gerçek anlamda kendiliğinin, ihtiyaçlarının, sorumluluklarının, yapabilirliklerinin farkında olmayan çocuklar yetişiyor. Toplumun ihtiyaçlarına göre tasarlanmış bir eğitim ortamı, öğrencilerin daha fazla silikleşmesine, görülmemesine neden oluyor. Öğrencinin eğitimden beklentileri, hayalleri, istekleri önemsenmediği için “Biz bunları nerede kullanacağız?” soruları ortaya çıkıyor.

İşbirliğine açık olmamak

Bir sokağın belediyenin farklı birimleri tarafından defalarca kazılmasına şahit oldunuz mu? Ben bir sokağın önce elektrikçiler tarafından, sonra gazcılar, sonrada sucular tarafından, sonra tekrar gazcılar tarafından kazıldığına şahit oldum. Birinin yaptığından veya yapacağı uygulamadan yan odadaki birimin haberi olmaz. Hele yan yana gidip aynı anda çalışmak imkansızdır. Kesin kavga çıkar.

Benim yıllardır eğitimde duyduğum bir kavram vardır; disiplinlerarası. Matematik, sosyal bilgiler, müzik resim gibi farklı alanların birlikte veya paslaşarak çalışması anlamına gelir. Hem öğrenci hem de öğretmen olarak disiplinlerarasında gördüğüm tek şey çekişme oldu: Bizim haklarımız az, sizinkiler çok, branş öğretmenleri odayı temiz bırakmıyorlar, resim öğretmeni çocukların dağılmasına neden oluyor, vb…

Oysa hem eğitimcilerin hem de çocukların mutlaka işbirliğine açık olmaları gerekir. Disiplinlerarası olmayan bir eğitim anlayışı çağın çok gerisinde kaldı. İşbirliği becerisi gelişmeyen bir çocuğun bilginin giderek derinleştiği bir dünyada bir alanın gerektirdiği bütün bilgilere tek başına hakim olması mümkün değil. İşin parçalara ayrılması ve parçaların uzmanlarının birlikte çalışması gerekiyor. Kültürel olarak işbirliği içinde çalışmakta zorlandığımızı düşünüyorum.

Toplumsal hafızamızın güçlü olmaması, yeniliğe açık olmamak, sanatı önemsememek, çalışkan olmamak gibi pek çok özellik eğitim sürecini zorlaştırıyor. Fakat yazı giderek uzuyor ve bir başka toplumsal özelliğimiz aklıma geldiği için yazıyı şimdilik kesiyorum: İnternetteki iki sayfadan uzun yazıları okumamak.

“Eğitim şart” ifadesi artık bir şakaya dönüştü. 1440 saat olarak tanımladığımız eğitim öyle zannedildiği gibi temel belirleyici olmayabilir. Sosyokültürel yapının dönüşümü için yapılacak bazı uygulamalar, okuldaki teknik eğitimden daha yararlı olabilir. Kamusal sorumluluğun üstlenilmesini sağlamak için yasal değişikliklere gitmek gibi net çözümlere ihtiyaç var. Trafik cezası gerektiren bir hata yapan sürücünün “bu seferlik” bile olsa affedilmemesi, yaptığı hatanın bedelini ödemesi gerekiyor. İşbirliği içerisinde çalışması gerekirken çalışamayan birimlerin işbirliğini artırıcı düzenlemelere gitmek, toplumsal işbirliğinin artması için şiddet dilini yasaklayan yasal düzenlemeler getirmek ve bu düzenlemelerin uygulamadaki karşılıklarını takip etmek gerekiyor. Devletin yetişkin bir birey gibi davranmayı, işbirliği içinde çalışmayı sorumluluk sahibi olmayı, sanatı önemsemeyi öğrenmesi gerekiyor. Bu özellikleri öğrenmeli, hayata geçirmeli ve toplumun kültürel dönüşümüne rol modeli olmalı. Kamu spotları, yetişkin eğitimleri, çocuk sahibi olmadan önce anne-babalara verilen eğitimler gibi araçlarla da kültürün yaygınlaşması desteklenebilir.

Yılmaz Erdal

1 YORUM

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here