Kayıp Dehalara Ulaşmak: Dünyada Üstün Yeteneklilere Yönelik Eğitimdeki Yeni Gelişmeler

0
186

Singapur’da her yıl, ilkokul üçüncü sınıf öğrencilerinin yüzde 1’i eve “Devlet hizmeti“ başlıklı bir zarf getirir. Bu zarfın içinde devletin Üstün Yetenekliler İçin Eğitim Programı davetiyesi bulunur. Bu teklifi alabilmek için öğrencilerin; matematik, İngilizce ve “genel yetenek“ sınavlarında yüksek başarı göstermeleri gerekmektedir. Ebeveynleri teklifi kabul ederse, bu çocukların eğitiminde özel bir müfredat kullanılır.

Singapur’un bu yaklaşımı, geleneksel “üstün yetenekli“ çocuklar eğitim biçiminin simgesidir. Doğuştan yetenekli gözüken çocukları belirlemek için bu eğitim biçiminde, yüksek alt sınırı olan zeka testleri kullanılır. Ancak birçok ülkede bu duruma iki temel değişiklik getirildi:  Birincisi, eğitimcilerin, özellikle yoksul ailelerden gelen yüksek yetenekli çocukları tespit etmek için daha geniş kapsamlı metotlar kullanmaları. İkincisi ise, birden fazla bilim dalında başarı göstermiş insanların –zeka testlerinde çok iyi sonuç almayanlar dahil- tutumları ve karakter özelliklerini teşvik etmeye odaklanmaları.

Bu değişimler yeni bir araştırmadan kaynaklanıyor. Araştırmaya göre, en zeki ve en yetenekli vatandaşlarından maksimum verimi alamayan ülkeler, büyük ekonomik bedeller ödemek zorunda kalıyor. Araştırma ayrıca, “doğuştan mı yoksa eğitimle mi” tartışmasının yanlış bir ikilem olduğunu gösteriyor. Zeka, yüksek oranda kalıtımsal ve belki de başarının en büyük göstergesi, ancak yine de gelecekteki yüksek başarı için önemli olan tek özellik olmaktan çok uzak.

Üstün yetenekli çocukların incelenmesi en az bir asırdır devam ediyor. 1916’da Leta Hollingworth –doktorasında; kadınların, onları dengesizleştiren adet döngüleri nedeniyle bilimde başarısız oldukları fikrini reddetmiş bir psikolog- yüksek IQ’lu çocuklar ile ilgili ilk araştırmalara başladı. Yirmi yıl sonra, bu öğrenciler için zorlu bir müfredata sahip ilk okullardan olan New York City’deki Speyer Okulu’nda çalışmaya başladı.

Gerçekten zeki

IQ testleri şiddetli eleştirilere maruz kaldı. Testlere kuşkuyla yaklaşanlar adına konuşan gazeteci Christopher Hitchens şöyle diyor: “Bir insanın aptallık seviyesi ile IQ ölçümüne hayran kalma eğilimi arasında sıradışı biçimde yüksek ve tutarlı bir ilişki var.“ Herhangi başka bir değerlendirme gibi, IQ testleri de mükemmel değil. Ancak Edinburgh Üniversitesi’nden Stuart Richie, zihinsel bilim araştırmacılarının genel zekanın –okuduğunu anlamaktan ziyade mantıklı düşünme, plan yapma, problem çözme, soyut düşünme gibi beceriler- IQ testleriyle ölçülebilen, belirlenebilir ve önemli bir özellik olduğu konusunda hemfikir olduklarını ileri sürüyor.

Bunun ne kadar önemli olduğu, 1971’de kurulan Study of Mathematically Precocious Youth: Matematiksel Zekası Erken Gelişmiş Gençler Çalışması (SMPY) tarafından gözler önüne seriliyor. O tarihte Johns Hopkins Üniversitesi’nde psikolog olan Julian Stanley, 25 yıldan fazla bir süre boyunca, erken ergenlik döneminde girdikleri zeka testlerinden her biri, üniversite kazanacak kadar yüksek puanlar alan 5000 erken gelişmiş çocukla çalıştı.

Bu çocukların yetişkinlikte neler yaptıkları konusundaki çalışmalar son 20 yılda ortaya çıktı. Amerika genelinde yüzde 1 olan doktora bitirme oranı, sayısal ve sözel sınavlardan kendi yaş grupları arasında en iyi yüzde 0.5’e giren SMPY katılımcıları için yüzde 30’a ulaştı. Aynı zamanda bu çocukların yüksek gelir sahibi olmaları ve patent başvurusunda bulunmaları çok daha olasıydı.

En yüksek puan alanlar bile çeşitlilik gösteriyordu. Bu, bazı psikologlar tarafından ileri sürülen, IQ’nun bir üst sınırı olduğu ve bu sınırdan sonra etkisinin azaldığı fikrine ters düşüyor. En başarılı yüzde 0.01 içinde yer alan çocukların yüzde 50’si doktorasını tamamlamış veya tıp ya da hukuk diplomasını almış bulunuyor.

Öte yandan, Edinburgh Üniversitesi’nden Ian Deary tarafından sürdürülen çalışmalardan elde edilen bulgular, yetenekli çocukların gelecekte sorun yaşayacağı fikrini çürütüyor. İstisnalar elbette var. Fakat genel olarak, yüksek IQ sahibi bir çocuğun yetişkinlikte daha iyi fiziksel ve zihinsel sağlığa sahip olması bekleniyor. Çoğu, okulda bir sınıf atlıyor ancak bu durum onlara pek zarar veriyor gibi durmuyor. Okulda en az bir sınıf atlayan SMPY öğrencilerinin, sınıf atlamayan diğer öğrencilerin aksine patent başvurusunda bulunmaları yüzde 60 oranında daha olası.

Yetkililer SMPY’i, 2014’te İngiltere’de kurulan iki özel matematik okulu için ilham kaynağı olarak gösteriyorlar. Moskova’daki Kolmogorov Okulu’nu örnek alan bu iki okul, 16 yaşında matematik sınavlarında üstün başarı gösteren öğrencileri kabul ediyor sadece. Şubat ayında hükümet, “endüstriyel strateji“sinin bir parçası olarak, İngiltere’nin acınacak haldeki üretkenlik artışını canlandırmak adına bu okullardan daha çok açmak istediğini açıkladı. Üstün yetenekli eğitimini ekonomik kalkınmayla bağdaştırmak bazı insanları korkutabilir. Fakat, çok fazla doğal kaynağa sahip olmayan Singapur gibi ülkelerde bu durum herkese uzun süredir akla yatkın geliyor.

Ancak maalesef, yoksulluk çeken zeki çocukların potansiyelleri genelde boşa gidiyor. Aralık ayında, Stanford Üniversitesi’nden Raj Chetty ve çalışma arkadaşları, “kayıp Einsteinlar“dan yakınan bir makale yayınladılar. İlkokul üçüncü sınıftaki standart testlerin ilk yüzde 5’inde yer alan çocukların, ilerleyen yıllarda patent başvurusunda bulunmalarının geri kalan yüzde 95’e göre çok daha olası olduğunu keşfettiler. Ancak yine de, zengin ailelerden gelen üstün çocuklar için bu ihtimal çok daha yüksek.

Londra Ekonomi Okulu’ndan Philippe Aghion ve meslektaşları da, Finlandiya’da benzer sonuçlar elde ettiler. Özellikle, yüksek IQ’lu ancak yoksul çevrelerden gelen çocukların potansiyellerini gerçekleştirememe riski daha yüksekti. Bu durum yalnızca adaletsiz değil. Aynı zamanda, hastalıkları tedavi etmek ya da daha iyi tost makineleri tasarlamak için kullanılmış olabilecek birçok yeteneğin israf edildiği anlamına geliyor.

Yoksul ama zeki çocukların hayatla mücadele ediyor olmalarının bir yığın sebebi var. Şimdiye kadar, üstün yetenekliler için gerçekleştirilen projeler pek yardımcı olmadı onlara. Başvurular, isteğe bağlı olduğunda, çoğunlukla zengin veya hırslı ebeveynler başvuruyor. Örneğin New York City’deki özel eğitim merkezleri, dört yaşındaki çocukları, anaokulunda başlayan üstün yetenekliler eğitim programlarına giriş testlerine hazırlamak için saatine 200 dolar alıyor. Bu özel dersler, test sonuçlarında geçici olarak birkaç puanlık fark yaratabilir ama bu fark küçümsenmemeli. 2015’te, bu tarz eğitim programlarına katılan öğrencilerin –okul çağı nüfusunun sadece yüzde 30’unu temsil ediyor olsalar da- yüzde 70’i beyaz ya da Asyalıydı.

Okulların, aileler çocuklarını öne çıkarsın diye beklemek yerine her öğrenciyi test etmesi işe yarıyor. 2015 yılından bir makalede, David Card ve Laura Giuliano adlı iki ekonomist; Florida’da bulunan bir okul bölgesinin üstün yetenekliler eğitim programı için uluslararası bir tarama başlatması üzerine, yoksul çocuklar arasında programa kabul olma oranının yüzde 180, Hispanikler arasında yüzde 130 ve siyahiler için de yüzde 80 arttığını ortaya çıkardı (Beyaz çocukların kabul olma oranı ise düştü).

Bazı programlar daha da ileri gidiyor. Örneğin Amerika’nın en geniş dördüncü okul bölgesi olan Miami-Dade uluslararası tarama yapıyor. Dili kolay öğrenme ya da başka testlerde yüksek puan alma gibi gelecek vadeden belirtiler gösterdikleri takdirde yoksul olan veya ana dili İngilizce olmayan çocuklar için IQ alt sınırını daha düşük tutuyor. Ülke çapında yüzde 3.6’lık oranlara karşılık Miami-Dade’de siyahi öğrencilerin yüzde 6.9’u programa dahil oldu.

Amerika’da 50 eyaletin 48’inde, zeki çocuklar için programlar bulunmakta ancak 2013’ten önceki on yıl içinde, eyaletlerin 24’ü programları; “üstün“ etiketini “yüksek yeteneğe“ çevirerek yeniden tanımladı. Bugün ise, öğrenci seçmek için sadece IQ puanına bel bağlayan tek eyalet yok. Bu 20 yıl öncesine bakınca çok büyük bir değişim. Avrupa ülkeleri de benzer değişimler yaşadı.

Okullar, uzamsal beceriyi (görsel görüntüler oluşturma, kullanma ve akılda tutma kapasitesi gibi) içeren diğer nitelikler için de testler yapıyor. Psikolog Jonathan Wai, çocukların uzamsal becerilerinin, ilerleyen zamanlarda bilim ve teknoloji alanlarında yakalayacakları başarılarla kuvvetli bir bağı olduğunu öne sürüyor. Finlandiya’dan bir araştırma da bu sonuca vardı. Fakat bu durum, çocukluk dönemindeki gelir düzeyindense sözel ve sayısal puanlar ile daha alakalı. “Yani test yapmak, yoksul çocuklara başarılı olmaları için daha iyi bir fırsat veriyor,” diyor Wai.

Azmin gücü

Yine de diğer araştırmacılar, seçim süreci ne kadar iyi olursa olsun, sadece zeka ölçümlerine güvenmenin yetişkin hayatında başarılı olma potansiyeline sahip çocukları bulmada yeterli olmayacağından endişeleniyor. Kaufman gibi bazı psikologlar, yetişkin hayatında başarıya ulaşmak için tahmin edildiğinden daha fazla yol olduğunu; tutku, kararlılık ve yaratıcılık gibi özellikleri teşvik etmek adına eğitime daha çok iş düştüğünü ileri sürüyorlar.

Çoğu psikolog, “sebat“, “görev motivasyonu“ ya da “sorumluluk bilinci“ olarak da isimlendirilen azmin rolüne vurgu yapıyor. “Çaba sarf etmek, yetenekli olmaktan iki kat daha önemli,“ diyor Pennsylvania Üniversitesi‘nden yazar Angela Duckworth. Florida Eyalet Üniversitesi’nden Anders Ericsson ise, uzun süre boyunca yapılan planlı çalışmanın (genellikle 10.000 saat olarak düşünülür) çok önemli olduğunu savunuyor.  

Bu tarz ifadeler son derece basittir. Ancak az sayıda da olsa bazı araştırmacılar, yeteneğin gelişim gerektirdiği ve zeka kadar sıkı çalışmaya da ihtiyaç duyduğu fikrine katılmıyor. Singapur’un üstün çocuklar eğitim programlarından İngiltere’nin özel matematik okullarına, üstün yeteneklilere sunulan programlar, çocuklara tutkularının peşinden koşmaları konusunda yardımcı olmayı öncelik haline getiriyor. Örneğin, robot alanındaki dehalara, üniversite öğrencilerini gölgede bırakma şansı verilebiliyor.

Üstün yetenekli eğitiminin bazı yönlerinin, eğitimi daha geniş çapta etkileyeceğine dair kanıtlar mevcut. Duke Üniversitesi’nde geliştirilen Project Bright Idea (Parlak Fikir Projesi); anaokuluna veya ilkokula giden 10.000 “tipik” çocuğu, genelde daha zeki çocuklar için kullanılan yöntemler –yüksek beklentiye teşvik etmek, karmaşık problem çözmek ve üstbiliş geliştirmek ya da “düşünmek hakkında düşünmek“- ile eğitim alırken gözlemledi. Bu öğrencilerin hemen hepsi, testlerde akranlarından daha iyi sonuçlar aldı.

Bazı araştırmacılar daha da ileri gidiyor. Stanford Üniversitesi’nden Carol Dweck, çocukların “zihniyet“lerine (öğrenme konusunda sahip oldukları inançlara) dikkat çekiyor. Zeka seviyelerini değiştirebileceğine inanan çocukların “gelişim zihniyeti“ne sahip olduklarını iddia ediyor. Düşük notlarını değiştirmek için yapacak çok da bir şeyleri olmadığına inanan diğer çocuklar ise “sabit“ zihniyetteler. Dweck’e göre, ilk zihniyeti  benimseyen çocuklar, çok zaman geçmeden testlerden daha iyi sonuçlar almaya başlıyor.

Dweck’in çalışmalarını baz alan öğretim yöntemlerini artık İngiltere ve Amerika’daki okullarda bulmak mümkün. Dünya Bankası, Peru gibi ülkelerin eğitime yaklaşımlarıyla ilgili deneme çalışmaları yürütüyor. Buna örnek olarak bir yöntemde, öğrencilerin ifadelerine “henüz“ kelimesini eklemeleri öğretiliyor: “Kalanlı bölme işlemlerini yapamıyorum – henüz.“

Bununla birlikte, yeni bir analiz, gelişim zihniyetine dayalı müdahalelerin aslında çok etkili olmadığını söylüyor. Araştırma gösteriyor ki; düşünce üzerine yapılan müdahalelerin standart öğrenci üzerinde hiçbir etkisi yokken, daha yoksul öğrenciler üzerinde ise en iyi ihtimalle çok ufak bir etkisi var. Diğer psikologlar, Dweck’in sonuçlarına benzer sonuçlar elde etmekte zorlandıklarını dile getirdiler.

Zekanın son derece şekil verilebilir olduğu fikri, kalıtsallığı üzerine yapılan çalışmalarla da çatışıyor. Lonra King’s College’dan Robert Plomin tarafından yürütülen incelemeler, IQ puanlarındaki değişkenliğin kabaca yüzde 50’sinin genetik farklardan kaynaklandığını öne sürüyor. Bu bulgular yetiştirme faktörünü reddetmiyor; sıkı çalışma ve sosyal çevre oldukça önemli. Ne var ki, üstün zekanın sonradan ve istem sonucu oluşabileceği fikrini zayıflatıyor.

Üstün yetenekli eğitimine dair daha geniş bir yaklaşım, daha fazla çocuğun potansiyeline ulaşmasına olanak sağlıyor. Ancak, bilimsel kanıtlar, herkese açık olduğu sürece IQ testlerinin hala son derece önemli bir rolü olduğunu gösteriyor. Kayıp Einsteinları bulmak için onları aramanız gerekiyor.

 

Çeviri: Zeynep Topal

Kaynak: https://www.economist.com/news/international/21739144-new-research-suggests-new-ways-nurture-gifted-children-how-and-why-search-young

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here