Eğitimpedia Yazarı – Yılmaz Erdal: Lütfen Çocuğum Zalim Olmasın!

0
3256

Çocuğumun “ne olacağıyla” çok ilgilenmiyorum. Bu konuda bir talebim yok. Psikolojiyle ilgilensin, avukat olsun, mühendis olsun, sanatçı olsun gibi cümleler bana uygun değil. Bu tarz cümlelerin çocuğun zararına olduğuna inanıyorum. Fakat çocuğumun kesinlikle olmasını istemediğim şeyler var. Benim bu talebimin onun zararına olabileceğini biliyorum ama yine de talep ediyorum. Bu talebimin tek bir ana noktası var; zalim olmasın. Tam anlaşılabilmek için önce zalim olmanın tanımını yapmam iyi olur. Türk Dil Kurumu zalim kelimesini; acımasız ve haksız davranan, zulmeden olarak tanımlamış. Bense zalim olmayı, kendi ihtiyaçlarını başkalarının fiziksel veya duygusal sağlığına zarar vererek karşılamak, onların çektiği acıyı duyarsız olmak olarak tanımlayabilirim.

Çocuklar zalimce davranışlar sergilerler. Arkadaşına vurmak, arkadaşıyla alay etmek, bir kediyi kuyruğundan çekmek, annesine bir şey fırlatmak… Bu onların zalim oldukları anlamına gelmez. Zalimce davranışlar göstermekle zalim olmak birbirinden farklıdır.

Zaman zaman zalimce görünen davranışlar göstermek insanı koruyabilir. Zalimliğin tanımında geçen acımasızlık bazen ihtiyacımız olan bir beceridir. Sürekli bizi aldatan birine acımak, çevredeki herkese acıyıp kendini unutmak gibi noktalarda acımasız olmayı öğrenmek iyi olabilir. Zaten hepimizin zalimce davranışları oluyor ve olacak.

Zalim olmak ise sürekli karşıdakine zulmetme halidir. İçtenlikten uzak, yüzeysel olma, büyüklük duygusu, pişmanlık yada suçluluk duymama, empatiden yoksunluk, yalan söyleme ve yönetme eğilimi, sığ duygular gibi davranışları kapsayan bir olamama, barışamama, sevememe halidir.

Çevrenizde çok fazla zalim görmüşsünüzdür. Haberlerde sürekli olarak karşılaşıyoruz. Kendinden ayrılan eşini öldüren, para kazanmak için doğayı katleden, iktidar hırsı için çocukları öldüren, tecavüze uğrayan çocukların acısını hissedemeyen, ölümler karşısında sessiz kalan!

Dünya tarihindeki en büyük zalimlerden biri olan Hitler, 1936 yılında şöyle bir açıklama yapmış; “İnandığım yolda, bir uyurgezerin sakınmazlığı ve inadıyla yürürüm ben”. Aslında demek istediği tam olarak şu; çevredeki insanların varlığına duyarsız bir şekilde hedeflerime ulaşmak için elimden geleni yaparım. Bu ifade aslında zalimlerin durumunu çok iyi anlatıyor.

Hepimizin çeşitli ihtiyaçları var. İhtiyaçlarımızı karşılamak için hareket ederiz. İhtiyaçlarımız mutlu bir şekilde karşılandığında tamamlanmışlık duygusu yaşarız ve bir sonraki ihtiyaç belirene kadar geri çekiliriz. Bazen bizim ihtiyaçlarımızla çevremizdekilerin ihtiyaçları uyuşmaz. Tam bu noktada onların varlığını fark eder ve ihtiyacımızla ilgili ne yapacağımızı değerlendiririz. Su, yemek, uyku, hareket, değerli hissetme, sevilme, güven… Bu ihtiyaçlarımızı karşılamak için çevremizdekilerle sürekli pazarlık halindeyiz. Bu değerlendirmeyi bir gün içerisinde yüzlerce defa yapıyoruz. Bazen kendimizden yana, bazen de karşıdakinin ihtiyacından yana seçim yaparız, bazen de her ikisinin arasını bulan yaratıcı çözümler üretiriz. Zalimlerin en büyük özelliği bu seçimi hep kendilerinden yana yapmalarıdır. Başkalarının varlığını umursamamalarıdır.

Benim çocuğumdan beklentim, zalim olmaması ve kendi ihtiyaçlarıyla toplumun ihtiyaçları arasında denge kurabilmesi. Ne hep ben desin, ne de hep öteki desin. Ne zaman kendi ihtiyacında direteceğine, ne zaman öteki için fedakarlık yapacağına karar verebilsin ve bu kararının sorumluluğunu alsın.

Genetik biliminin yaptığı çalışmalar pek çok özellik gibi zalimliğin de kalıtsal kökenleri olduğunu gösteriyor. Çocuğum kalıtımsal olarak zalim olmaya yatkın olabilir. Ben yine de bu olasılığın çevrenin etkisiyle ortadan kaldırılabileceğine inanmak istiyorum. Tam bu noktada çocuğumun zalim olmaması için bana beş temel görev düştüğünü düşünüyorum.

1. İçimdeki zalimle baş etmek!

Stanley Milgram tarafından yapılan otorite deneyi gösteriyor ki, otoriteden onay almak veya uyum sağlamak için çok sıradan insanlar bile zalim olabiliyor. Deneyin ayrıntılarını aşağıdaki videodan izleyebilirsiniz.

Ben; eşime, çalışanıma, arkadaşıma, kendime, çocuğuma zalimlik yapıyorsam, çocuğumun bu davranışları benden görmesi ve bunları davranış literatürüne kaydetmesi kaçınılmaz olur.

Ötekilerle uzlaşmayı, barışmayı onlara karşı nefret söylemi üretmeyi durdurmam gerekir ki çocuğum, dünyada en çok önemsediği insanlardan yani ailesinden barışmayı ve uzlaşmayı öğrensin.

 

2. Çevremdeki zalimlere karşı durmak.

Her zalimin karşısında biri vardır. Bu kişiler farklı rolleri üstlenebilirler. Kurban, işbirlikçi, direnen, umursamayan… Çocuğumun zalimlik meselesiyle ilişkisi biraz da benim bu meseleyle nasıl ilişkilendiğim üzerinden şekillenecek. Bu durumda çocuğumun benim bu meseleyi kabul etmediğimi, onaylamadığımı ve bir zalime karşı duracak gücüm olduğunu görmesi çok iyi olur.

3. Çocuğumun, sevilmek, önemsenmek, değerli hissetmek, ilgilenilmek gibi ihtiyaçlarını sağlıklı bir şekilde karşılamak.

Karşılanmayan duygusal ihtiyaçlar olumsuz duygulara yol açarlar ve bu olumsuz duygularda mutlaka kendilerine alan açarlar. Zalimlerin pek de olumlu duygular içerisinde olmadıkları aşikar sanırım. Dolayısıyla çocuğumun duygusal ihtiyaçlarını karşılamam, onun kendini iyi hissetmesine ve kendini gerçekleştirmesine yardımcı olacaktır.

4. Ötekinin varlığını fark etmesi için sınırları sağlıklı bir şekilde göstermek.

Sürekli olarak onun ihtiyaçlarını karşılamaya odaklanmam sağlıklı bir durum değil. Ötekinin sınırlarını görebilmesi ve onunla empati kurabilmesi benimle olan ilişkisiyle başlıyor. Ben sürekli çocuğum odaklı olursam , çocuğumda bütün dünyadan ona odaklanmalarını talep edebilir. Dünyanın ona hizmet etmek için değil, etkileşime girmek için orada olduğunu mutlaka ona fark ettirmem lazım.

5. Sorumluluklarını üstlenmesinin yolunu açmak.

Çevrenizdeki zalimlere bir bakın. Hemen hemen hiçbiri yaptıklarıyla ilgili hesap ödemezler. Hesap ödeseler bile bu, onlarca, yüzlerce hatta milyonlarca insana zarar verdikten sonrasına kalır. Davranışlarının sorumluluğunu almak, dünya ile etkileşimin temel kurallarından biri. Ben yaparsam ve dünyadan benim yaptıklarıma karşı bir tepki gelmezse, hem kendimi güvensiz hissederim hem de istediğimi yapmaya devam ederim. Mutlaka çocuğum davranışlarının sorumluluğunu almalı.

Lütfen, çocuğum kendi ihtiyaçlarının karşılanması için karşıdakinin ihtiyaçlarını, hatta karşıdakini hiçe sayan biri olmasın. Herhangi bir makamın koltuğuna oturmak için başka bir insanın yok olmasını isteyecek kadar kötü olmasın. Kendi varoluşunu tehlikeye sokan birine nefsi müdafaa çerçevesinde zarar vermeyi anlayabilirim ama asla birini dövmesin, öldürmesin, tecavüz etmesin, ölüm emri vermesin. Bunun dışında istediği kişi olsun ve her zaman onun yanında olacağıma söz veriyorum.

 

Yılmaz Erdal

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here