Eğitimpedia Yazarı – Vahap Işık: Sayın Psikiyatrist; Öğrencim Hasta Değil, Onda Disleksi Var!

4
2929

Merhaba cancağızım, beni en çok sen anlarsın ve bu mektubu anlamak için de henüz pek ufaksın. Büyüyeceksin kızım, biraz daha büyüdüğünde bu mektubu bulup okuyacaksın.

”Sokakta sorun yok; ama okulda… Okulda kimse benimle oynamak istemiyor,” demiştin. ”Aralarına almıyorlar.”

Çocuklar özel eğitime geldiğini öğrenmişti. Akademik olarak onlardan birazcık geride durduğun için dışlanmıştın. Birkaçı adını “raporlu”ya çıkarmıştı. Üçüncü sınıfa gidiyordun, üçüncü sınıfımı çekmeceden çıkarıp baktım. Seni anlamak için kendi çocukluğuma sefer yapmalıydım. Çocukluğumuz tüm kutsallığı ve lanetiyle peşimizden yürüyen, çevresinde etlendiğimiz çekirdeğimizdir.

Çıkıp okuluna geldim. Şeker gibi bir rehber öğretmenin, anlayışlı bir öğretmenin vardı. Görüştüm onlarla. Okulda beni görünce saklandın. Ben senin en çok konuştuğun öğretmenindim oysa; ama en fazla sakladığın öğretmenindim de. Anlıyordum seni.

Öğretmenlerin çok yardımcı oldu, sınıfınıza ziyaretçi öğretmen olarak girdim. Üstün özelliklerini saydım arkadaşlarına, ben anlattıkça çocuklar birbirine bakıp durdular, sınıflarında üstün yetenekleri olan bir arkadaşları vardı ve üstün zekâlı bu çocuk okumaya geç geçmişti. Ben anlattıkça sen sırana gömüldün, ben seni anlatıyordum, çocuklar merakla bekliyordu. ”Sınıfınızdaki bu üstün zekalı çocuğu siz bulun,” dedim. Ve çocuklar hep beraber seni anons etti. Alkış tufanıyla tahtaya çıktın. İki çocuk daha el kaldırdı. Birisi; ”Benim de özel yeteneklerim var ve okumaya geç geçtim,” dedi. Ve ardından biri daha… 

Sınıfınızdan ayrılıp rehber öğretmeninizin yanına gittim. Tekrar sınıfınızın önünden geçtiğimde sınıfın aralık duran kapısından öğretmeninle göz göze geldik, müsaade isteyip içeri girdim. Tahtada bir sürü çocuk vardı, hep beraber Cumhuriyet Bayramı Şiiri okuyordunuz. En yüksek sesle okuyan sendin, sana çaktırmadan çektim fotoğrafını. Fotoğrafın hâlâ durur bende.

Bir sonraki özel eğitim dersime geldiğinde haklı bir şımarıklık ve mutlulukla şöyle demiştin.

Off ya, keşke okulda başka dahiler de olsa. Teneffüslerde herkes benimle oynamak istiyor; çok yoruyorlar beni, çook…” demiştin.

Bu uzunca bir süre devam etti, yaklaşık bir ay boyunca senden bunu duydum. Ama artık gidiyordum ben, artık seninle derse giremeyecektik. Çok şey öğrendim senden; kedilerini, arkadaşlarını, tüm aileni, oyun oynadığın sokağı… Bana kendin için çok değerli olan binlerce odanın kapısını açmıştın, belleğimde taşıyacaktım kızım seni. Gidiyordum ve bunu sana nasıl anlatacağımı düşünürken annen bir öğretmen formu gönderdi bana.

”Hocam, rapor yenilemek istiyoruz bu yıl da. Psikiyatrist yolladı bunu. Bu formu doldurur musunuz?”

Büyük bir dikkatle doldurdum formu, gideceğimi anlattım sana, üzüldün, üzüldüm. Kolay değildi, ikinci yılımızdı seninle, okumaya geçmiştik.

Sınıfımı topladım, taşınıyordum artık. Başka bir kuruma geçecektim, o esnada doldurduğum formu da kaybetmiştim.

Hastane günü gelip çatınca o formu aradım ama nafile… Hastane ile irtibata geçtim. ”Gelip formu burada da doldurabilirsiniz, çocuk doktorla görüşürken siz de girip formu verirsiniz,” denildi. 

Hastaneye gelecektim, oradan bir form isteyip dolduracak ve doktora verecektim. Annenle konuştum, buluştum sizinle ve beraber harika bir bahçesi, berbat bir kokusu olan hastaneye girdik. Bir çocuk ruh polikliniği daha güzel kokmalıydı, şunları söylediğini duydum.

”Burası pis kokuyor, ben dışarıdaki parkta oynamak istiyorum.”

İsteğini reddettik.  

Siz sıranız gelince çok genç bir psikiyatristin odasına girdiniz, ben de formu beş dakika zarfında doldurup odaya girdim. Formu da formalite icabı istemişlerdi zaten, ben formu vermeden karar kılınmıştı. Tam o sırada ilaç yazıyordu sana psikiyatrist. Bir önceki yıl rapor yenilemek için gittiğinde de ilaç verilmişti, yan etkileri çok fazla olduğu için ilacı bırakmıştınız. Naçizane konuşmam aynen şöyle oldu.

”Hocam siz daha iyi bilirsiniz ama öyle ciddi bir hiperaktivite bozukluğu, dikkat dağınıklığı yok. Özel eğitimle atlatıyor zaten,” demiştim.

”Bu nörolojik bir hastalık, siz karışmayın,” diye azar işittim.

Hastalık sözcüğünü duyunca yüzüne baktım senin, yüzün döküldü o sıra. İlaç firmaları bayram edecekti.

”Yanlış anlamayın, verin yine de. Ama öğrencim hasta değil, onunla onlarca hikâye yazdık biz, üstün yetenekleri var,” dedim.

Hepsi bu kadar.

Genç doktor bizi odada bekletip çıktı ve kısa bir süre sonra gelip esas sorumlu psikiyatristin hepimizi çağırdığını söyledi. Hep beraber odaya girdik. İlk başta çok yumuşak konuştu doktor, sonra bana sesini yükseltmeye başladı, hem de çok fazla.

”Bu beyinsel bir hastalık! Durman gereken yerde dur, bu bizim işimiz! Aileyi etkileme!”

Psikiyatrist de hastalık demişti, senin yüzün daha da döküldü. Disleksi bir hastalık değildir, velev ki ilaç almak da gerekiyor olabilir, bir doktorun çocuğun yanında, bu hoş kokmayan hastanede bu davranışlarda bulunması şayet bir tıp felsefesi varsa, işte o felsefeye sığar mıydı?

”Şimdi odadan dışarı çık!” diye kapıyı gösterdi bana. ”Bu benim işim, doktorum ben!

Susarak gitsem öğrencilerime ihanet olurdu. 

”Ben de öğretmenim,” dedim. ”Bir kardiyolog onayı bile almadan ilaç yazdığınız bu çocuğun öğretmeniyim. Bu çocuğun hikâyesini bilmiyorsunuz. Bir çocuğun hikâyesini bilmeden onu ilaçla yollamak acizliktir,” dedim ve çıkarken sana seslendim. ”Sen üstün özellikleri olan çok özel bir çocuksun… Seninle çok güzel hikâyeler yazdık; hasta değilsin sen kızım…”

Disleksi bir hastalık değildir. Bir çocuk gerçekten hasta bile olsa, çocuğun yanında bu söylenir miydi hiç?

Ardımdan sen de çıktın.

Beni teselli etmek istiyordun.

”Çok kızdım o adama, odunla ayaklarına vuracaktım da odun yoktu,” dedin. ”Ben ta en baştan sana söylemiştim, parkta oynamayı tercih etmiştim.”

Biraz yürüdük, çok yürüdük. ”Sen üstün zekâlısın,” dedim. Hastaneye bahçesindeki yeşil çimlerin üstü tek tük sarı yapraklar ile örtülüydü.

”Evet, biliyorum,” dedin. ”Hasta değilim.” Biz hastane bahçesinden çıkarken yeni çocuklar görüyorduk; muayene olmuş ya da olacak çocuklar… 

”Onlarca hikayenin de kahramanısın,” dedim. 

Tüm muzipliğin üstündeydi yine.

”Bunu ortalıkta söyleme, üstün zekâlı olduğumu saklamam gerekiyor. Çünkü teneffüslerde herkes benimle oynamak istiyor.”

 

 

vahapisikoe@gmail.com

4 YORUMLAR

  1. Çok etkilendim.Beş dakikalık muayeneden biri kırmızi reçeteli üç ilaçla çıkmıştık biz de o güzel kokmayan hastaneden.Denize düşen yılana sarılır, bir ümitle kullandığımız ilaçları hep ciddi yan etkilerinden dolayı bıraktık.Ilaca karşı değiliz tabii ama insanca muamele görmek,anlaşılmak istiyoruz.Disleksi hastalık değildir.Ilaçla tedavisi olamaz.Mental gerilik de bence bir hastalık değil sadece bir durum ,olduğu gibi kabullenmek ve yapabileceklerine odaklanmak gerekir.Sizin gibi idealist öğretmenler ve doktorlar iyi ki var

  2. Hikayeye kahraman kızına ve yüreğinin güzelliğine hayran oldum hocam. Elini doğru uzatmayı bilenlerle karşılaşmak umuduyla. .Sevgiler. .

  3. Çocuklarımızı çalışmadan onlar adına verdiğimiz kararlarımız ile farklılıklara tahammül edemediğimiz gezegenimizde hikayeleri ile ışıklar saçan eğitimcileri kutluyorum.

  4. Çocuğun yanında Dr. Bizede ilerde bağımlı olma ihtimali çok fazla bu gibi çocukların demişti oğlum eve gelince ben sigaraya baslicam demeye başladı. yazı çok güzel kalminize yüreğinize sağlık inşallah doktorlarımız öğretmenlerimiz daha çok bilgi ve vicdan sahibi olurlar zira muhattab lari cannnnn kalpp…

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here