Eğitimpedia Yazarı – Ozan Demiralp: Okul Saatleri Depresyonu Gösteriyor

0
193

Güneş sistemi içindeki canlılara ait her şey ritmik bir döngünün parçasıdır. Dünya’nın kendi etrafındaki ritmik dönüş döngüsü ile gece/gündüz oluşurken Güneş’in etrafındaki ritmik dönüş döngüsü ile mevsimlerin oluştuğu bilgisi, ilkokul sıralarından getirdiğimiz ilk deneysel bilgiler arasında yerini alır. Canlıların da aynı Dünya gibi ritmik döngülere sahip olduğu, biyolojinin temel konularındandır. Kalp hızı, solunum sayısı, mide hareketleri gibi bir günde birden fazla döngüsü olan ritimlere, ultradiyen ritim; uyku ve uyanıklık, vücut ısı dalgalanmaları, kan basıncı, bazı hormonların salınımları gibi yaklaşık bir günlük ritimlere, sirkadiyen ritim; kadınlardaki adet döngüsü ve erkeklerdeki testosteron salınım döngüsü gibi haftalar/aylar süren ritimlere infradiyen ritim denilirken, insan ve memeli hayvan doğumları, hayvanların göç ve kış uyku döngülerinin yer aldığı süresi yaklaşık bir yılı bulan ritimlere ise sirkannular ritim adı veriliyor.

Vücudumuzun 24 saatlik ritmik döngüsü olan sirkadiyen ritimle ilgili çalışmalar son yılların tıp alanındaki Nobel ödüllerini alarak dikkat çeken konulardan bir tanesi. Prof. Dr. Aziz Sancar’ın kanser tedavisini sirkadiyen ritme göre düzenleme üzerine yaptığı çalışmalarla kronokemoterapiyi yeniden tanımladığını söyleyebiliriz.

Gerek Dünya’nın gerekse de canlıların ritimlerini belirleyici faktörlerden en önemlisi ışıktır. Gözden gelen ışık sinyalleri, beynimizde SKN adı verilen yapıya direkt olarak birtakım uyarılar gönderir. Böylece bu sistem, hormonlarla gelen ışık miktarına göre aktif olur veya aktif olmaz. Yani gün ışıkları doğduğunda, biyolojik saatimiz de bizi uyandıracak şekilde faaliyetlere başlar. Fakat insan gün ışığının olmadığı bir zamanda uyanırsa, beyin hala uyandıracak faaliyetlere başlayacak sinyali alamadığı için uyanmakta zorlanır. Aynı sistem gün ışığı gittikten sonra da yine melatonin hormonu ile sinyaller göndererek saat 21-22.00 dolaylarında uyku getirici, beden ısısını düşürücü etkisi ile ritmin uyku bölümüne geçmesini sağlar. Sirkadiyen ritmin bozulmuş halinin en yaygın bilinen şekli, saat farkı yüksek ülkelere doğru yapılan yolculuklarda ortaya çıkan ‘jet lag’dır.

Kış mevsiminde ışık miktarının azalmasıyla da insanların sirkadiyen ritminde bir dalgalanma olur. Gün ışığı uyaranının azalması sonucu, melatonin hormonundaki düşüşle aşırı uyku hali, kilo artışı, mevsimsel depresyonun arttığı hatta intihar eğilimlerinin artış gösterdiği de araştırmalara konu olmuş bulgular arasında. Ülkemizde de kış saati uygulamasının gerçekleşmemesiyle özellikle batı bölgelerde sabah saatlerinde aşırı karanlıkla güne başlayan yüzbinlerce öğrencinin servislerle yollara düştüğü, ikili eğitim uygulanan okullarda da karanlıkta derse başladığı düşünüldüğünde, okullardaki öğrencilerin sirkadiyen ritimlerinin özellikle kış aylarında bir hayli bozulduğu ve bu durumun da öğrenme üzerine olumsuz etki ettiğini söylemek mümkün. Tüm bunlara ek olarak mutluluk ve motivasyona doğrudan etki eden dopamin hormonunu da uyku noksanlığının doğrudan etkilediğini, dolayısıyla ışığa maruz kalmadan uyanan öğrencilerin motivasyon ve mutluluklarını, sirkadiyen ritimleriyle birlikte bozduğumuz da ayrı bir nokta olarak önümüze çıkar.

Okula giden çocuklarımıza nasıl bir biyolojik saat ayarı yapıyoruz?

Saat 06-07.00: “Haydi okula” diyerek özellikle kış aylarında zifiri karanlıkta, gözlerden güneş ışınlarının beyne ulaşmadığı, stres hormonunun günlük miktarından altı kat fazla olduğu ve güne hazır olmak için çaba sarf ettiği saatlerde uyandırılan çocuklar, tansiyonu yüksek evler ve çocuklar… Bu saatlerde okula gidecek bir çocuk için atlanmaması gereken en önemli etkinlik ise kesinlikle kahvaltı.

Saat 08.00: Bu saatler nabız ve tansiyonun yüksek olduğu, bu yüzden sportif faaliyetlerden uzak olunması gereken ve yaklaşık olarak okula geliş saatleri içinde biyolojik olarak bağırsak hareketlerinin de yoğun yaşandığı saatlerdir. Bu saatlerde genel olarak çocukların serviste ya da ilk derste oldukları düşünülecek olursa çocukların yaşadığı kabızlık sorunlarının biyolojik ritim bozukluğuna bağlı olduğunu söyleyebiliriz. Bu yüzden okulun ilk derslerinde tuvalet ihtiyacını belirten öğrencilere izin vermek ya da tuvalet ihtiyacına yönelik okulda bu saatler için bir sistem kurulması fayda sağlayabilir.

Saat 09-11.00: Bu saatler en etkili çalışma saatidir. Bu saatlerde konsantrasyon yüksek, kısa süreli bellek etkili çalışmaktadır. Ayrıca iğne vurulduğunda iğne yerinin şişmesine ve röntgen ışınlarına karşı bu saatlerde daha dirençli olduğumuzu düşünecek olursak, çocukların tedavileri ve aşı için de bu saatlerin uygun olduğunu söyleyebiliriz. Okulların özellikle matematik, fen bilimleri, dilbilgisi, kodlama gibi işlemsel özellik gösteren dersleri bu saatlere koymaları çocukların yaratıcı düşünme becerilerine katkı sağlayabilir.

Saat 12-14.00: Yorgunluk ve konsantrasyon kaybı bu saatlerde başlar. Özellikle öğle yemeğinden sonra kanın daha çok sindirim için kullanıldığı göz önüne alınırsa bu durumun öğrenmeyi olumsuz etkilediği bir gerçektir. Bu yüzden okulların ders çeşitliliğinde resim, müzik, drama gibi etkinliklerin öne çıkacağı dersleri programa yerleştirmeleri özellikle çocukların konsantrasyonları arttırmak adına önem taşır. Elbette bu saatlerde çocukların yapacağı en iyi faaliyetin yarım saat kadar da olsa uyumak olduğunu söylemeden geçmemek gerekiyor.

Saat 15.00: Yeniden enerjinin arttığı özellikle de endorfin hormonu ile mutluluğun yükseldiği saatler. Bu saatlerde okullarda sabah öğrenilenlerin tekrar edilmesi ve grup çalışmalarına yer verilmesi gibi faaliyetler, biyolojik ritim göz önüne alındığında, bu saatlerin çok daha yararlı geçirilmesinde etkili olabilir.

Saat 16-17.00: Adrenalinin en yüksek, kasların en güçlü ve bedenin en zinde olduğu saatlerdir. Bu saatlerde okullarda sportif faaliyetlerin, kulüp ve takım çalışmalarının yoğun şekilde gerçeklemesi beklenir. Elbette okul dağılış saatlerine denk gelen bu dönemde, serviste ve okul çıkışında gerçekleşen akran zorbalığı, şiddet gibi olumsuz olayların da daha yoğunlaştığı saatler olmasının çocukların sirkadiyen ritimleri içerisinde tesadüf sayılamayacağını ve çocukların aslında spor yapmaları gereken saatler içerisinde onları servislere sıkıştırmamızın da bir sonucu olduğunu kabul etmemiz gerekir.

Saat  18.00: Yorgunluğun baş gösterdiğini ve akşam yemeği için en uygun saatlerin başladığını söyleyebiliriz. Okuldan eve gelinen ve günün bütün yorgunluğu içerisinde ödevlerin yapılması gereken zorlu ve verimsiz saatler. Okul hayatı boyunca ödev yapma zorluğu yaşayan veya çalışma stili oluşturamayan çocukların bu sorunlarla baş etmek zorunda olduğu anların aslında onların en yorgun oldukları saatler olduğunu ve biyolojik ritimleri gereği bu saatlerde dinlenmeleri gerekirken genel olarak ödevlerile uğraştıklarını söyleyebiliriz.

Saat 19-21.00: Havanın kararması ve melatonin hormonunun salgılanması ile birlikte  vücut uykuya hazırlanmaya başlar. Özellikle saat 21.00 sonrasında sindirimin bittiği göz önüne alınarak çocukların bir şeyler yemesinin önüne geçilmelidir. Bu saat dilimleri ailelerin birlikte kaliteli vakit geçirmesi gereken, kitap okuma alışkanlığının da yerleşebileceği saatlerdir. Özellikle tablet, bilgisayar gibi cihazların mavi ışığının uyku dağıtıcı özelliği olduğu unutulmamalı ve teknolojik araçlarla çocukların bu saatlerde çok yoğun zaman geçirmemesi için uğraş verilmelidir. Uyku hormonu olan melatoninin sadece karanlıkta salgılanmasından dolayı çocukların karanlıkta uyuması sağlanmalıdır. Çocuklar karanlıktan korksalar bile muhakkak karanlıkta uyuma alışkanlığı için çaba sarf edilmesi gerekmektedir. Gün boyunca sirkadiyen ritimleri ile oynanan çocukların karanlıkta uyumaları gerekliliği, melatonin hormonunun cinsel gelişim ve yaşam süresinin uzamasına katkı sağladığına dair araştırmalarla de kanıtlanmaktadır.  

Sirkadiyen ritmi bozulmadan yaşayan insanların öğrenmelerinin daha kalıcı olduğu, bağışıklık sistemlerinin daha güçlü olduğu, hormon dengesinin sağlıklı olduğu, depresyon riskinin azaldığı ve kilo artışına yönelik de dengeli bir yaşamı olduğu görülmektedir. Okulların açık olduğu dönemin yaklaşık beş altı aylık döneminin sonbahar-kış aylarına denk geldiği ve gün ışığının azalması sebebiyle çocukların sirkadiyen ritimlerinin bozulduğu kabul edilmesi gereken bir gerçek. Bu gerçek sonucu ortaya çıkan öğrenme kayıpları, sağlıksız yaşam biçimleri ve depresif özellikler çocukları olumsuz etkiler. Okul saatleri hemen hemen  hiçbir ülkede, çocukların gelişim özelliklerine ve biyolojik ritimlerine uygun olarak belirlenmiyor. Okul saatlerinin belirleyicisi elbette ki çalışma hayatında yer alan yetişkinlerin çalışma saatleridir. Çocukların gelişim özelliklerine ve sirkadiyen ritimlerine uygun olarak tasarlanan okul programları, çalışma programları çocukların özellikle kış aylarında jet lag olmuş depresif bireyler olmalarının önüne geçebilir.   

 

@Ozan_DEMIRALP

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here