Eğitimpedia Yazarı – Müjdat Ataman: Gereksiz Bilgiler ve Yaşamdan Kopuk Eğitim

0
1714

Aykırı Yayınlarından çıkan “Lüzumsuz Bilgiler Ansiklopedisi” adıyla bir kitap var. Lüzumsuz olarak adlandırılan bu kitapta; trafik ışıklarının kırmızı, sarı ve yeşil olma nedeni; erkeklerin düğmelerinin sağda, kadınların ise solda olmasının nedeni; matemde bayrakların niçin yarıya indirildiği, saatin akrep ve yelkovanı niçin sağa döndüğü, iskambil kağıtlarındaki şekillerin anlamlarını ne olduğu gibi bilgiler bulunmakta. Yazarın lüzumsuz bilgi olarak sunduğu bilgilerin kimisi, aslında yaşamda merak ettiğimiz soruların yanıtları olabilir. Meraklısı alır okur, merak etmeyen için de zaten sorun yoktur. Oysa her Türk genci liseden gereksiz bilgiler ansiklopedisi olarak mezun olurken seçme şansı yoktur.   

Geçtiğimiz günlerde lisede bin bir gayret öğrendiğim, sınavlardan önce günlerce çalıştığım ‘tanjant’ ve ‘kotanjant’ arkadaşları anımsadım. Sadece isimleri geldi aklıma, uzun uzun ne olduklarını düşündüm, zihnimi zorlamama rağmen en ufak bir bilgi kırıntısı kalmamıştı. Google kardeşe danıştığımda bu kavramların trigonometrik ifadelerden olduğu bilgisine ulaştım. Peşi sıra yeni soru geldi, peki neydi trigonometrik ifadeler? Lisede günlerce çalıştığım bu konuların yaşamamın hiçbir döneminde işime yaramaması normal miydi? Yaşamımın her döneminde lazım olan İngiliz anahtarını tüm eğitim dönemim boyunca bir kere bile elime almamış olmam ama unuttuğum tanjant ve kotanjantı öğrenerek liseden mezun olmam garip değil miydi?   

Lisede içindeki sözcüklerin neredeyse çoğunun anlamını bilmediğimiz şiirler verilir ve bizden aruz veznine göre çözümlememiz istenirdi. İçimiz dışımız Fâilâtün / Fâilâtün / Fâilâtün / Fâilünle dolardı. Aynı lisede ne yazık ki Kafka’nın, Joyce’un, Dickens’ın, Çehov’un, Flaubert’in yazılarıyla karşılaşmazdık. 

Ezberlenmesi gereken harita metot defterleri ve bitmek bilmeyen sınavlarda geniş bir yelpaze içinde belki de ileride hiç işine yaramayacak ne çok şey gördü bu gençlik? Hala da görmeye devam ediyor. Hatırlamakta yarar var:

Zitvatoruk Anlaşması, Preveze Deniz Zaferi, Celali İsyanları, koordinatlar, atmosferin katmanları, izohipsler, madenler, vektörler, ikinci dereceden denklemler, polinomlar, teğetler, trigonometri, dönüşümler, fonksiyonlar, limit ve süreklilik, hiperbol, parabol, permütasyon, molekül, elementler, dalton atom teorisi, birleşen hacim oranları, avogadro hipotezinin kimyasal bağla ilişkisi, periyodik cetvel, kovalent bağ, Van der Waals etkileşimleri, kinetik teori, bazlar ve asitler, koligatif özellikler, proteinler, aminoasit, apolar bağ, koagülasyon, atomun kuantum modeli, spektrum, elektron, yükseltgenme basamağı, efüzyon, Dipol-indüklenmiş dipol etkileşimleri, karboksilik asitler, Newton’un hareket yasaları, itme ve çizgisel momentum, atom fiziği, merkezcil ivme, kepler kanunları, foton ve elektron, bağıl hareketi… Devam etmiyorum edemiyorum, daha yüzlerce konu, binlerce kavram var. 

Öğrencilik yıllarımı düşündüğümde aldığım eğitimin yaşamdan ne kadar da kopuk olduğunu şimdi daha iyi anlıyorum. Yaşam başlı başına keşfedilmeyi bekleyen bir hazineyken, biz bu hazineler yerine gereksiz bir bilgi yığını içinde debelenip duruyoruz.

Bilginin yüklenmesiyle ve yüklenen bilginin farklı sınavlarda geri istenmesiyle örülü eğitim sistemimiz ne yazık ki öğrenmeyi heyecanlanmaktan ayrı tutuyor. Öğrenme heyecanının olmadığı okullarda konular da bu heyecansızlığı pekiştirmekten öteye gitmiyor.

Uluslararası bir okulda öğretmenlik yaparken okula yeni gelen yabancı uyruklu öğretmenlerin bizim derslerde işlediğimiz konuları gördüklerinde şaşırmalarını normal karşılıyorum bu yüzden. Gerçekten de ders programlarımız çok yoğun ve fazlasıyla biçimlendirilmiş.

Bu nedenle temel matematik ve temel okuma-yazma becerisi üstüne gelen her yeni öğretinin yaşamdaki ve çocuğun geleceğindeki yerini sorgulamamız gerekiyor. Örneğin bilgi düzeyinden ileri gitmeyen tarih öğretisini, “geçmişini bilmeyen topluluklar geleceğini de bilemez” teziyle çorbaya çevirmeye gerek yok. Nitelikli, yapılandırılmış ve heyecanlandıran bir müfredat oluşturmak bu kadar güç olmasa gerek.    

Şunu da öğrensin, bunu da bilsin, bunu da duysun anlayışıyla programları şişirdiğimizde öğrenmekten, okumaktan nefret eden bir gençlik yetiştiriyoruz. Oysa şunu sevebilir, bunu merak edebilir, bunu deneyimleyebilir diye düşünerek yaşamdan kopuk olmayan bir öğrenme ortamı tasarlamak mümkün.    

Gittiğim bir okulun panosunda; “Çocuk donmamış beton gibidir, üzerlerine ne düşse izi kalır” diye bir yazı vardı. Çocukları soğuk, değersiz betona benzetmekten vazgeçip, üstüne düşecek izlere biz, üst akıl olarak karar vermediğimizde belki bir şeyleri değiştirebiliriz. Bunun yolu da gerçekten öğretmeye ve öğrenmeye değer olan şeyin ne olduğu sorusunun yanıtını aramaktan geçiyor.

mujdatataman@gmail.com

https://twitter.com/ataman_mujdat

 

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here