Eğitimpedia Yazarı – Müjdat Ataman: Ders Kitapları

0
1257

2003-2004 yılında başlayan ders kitaplarının öğrencilere ücretsiz dağıtılması projesinin ilk yılında, ben de bir yayınevinin Türkçe kitabı yazımı işi içinde yer aldım. Ben ve iki arkadaşım kendimize ek bir gelir elde edebilecek, hem de yıllardır eleştirdiğimiz ders kitapları ile ilgili nihayet farklı ve anlamlı bir iş yapabilecektik. Yayınevi sahipleri ile görüşmeye giderken “Biz genciz, bu bizim ilk deneyimimiz, bize kesin az para verirler” gibi düşünceler aklımızda uçuşuyor, “1.000 liranın altında önerilecek tekliflere asla evet demeyelim” diye konuşuyorduk. Yayınevi yöneticileri bizlere ayrı ayrı işe başlama ücreti olarak 2.500 lira peşin, kitap yazımı bittiğinde 2.500 lira daha ve Talim Terbiye Kurulu onayı olursa bir 5.000 lira daha önermişti. Biz tahmin edebileceğiniz gibi hemen “Evet” dedik. Süreç içinde diğer ders kitabı yazarlarının çok daha büyük rakamlara bu işi yaptığını öğrenmiş olsak da bu bizi çok etkilemedi. Hem düşündüğümüzden daha çok kazanacak, hem de nasıl güzel ders kitabı yazılırmış onu gösterebilecektik. 

Öğrenciler için yaratıcı, eğlenceli, yazınsal değeri olan, didaktik anlatımı olmayan bir kitap düşüyle yola çıktık. Yayınevi için öncelik, bizim yaratıcı bir kitap yazmamız değil, Talim Terbiye Kurulu tarafından yüksek puan alarak, kitabın ücretsiz dağıtılacak kitaplar içinde var olması ve büyük pastadan pay almaktı. MEB tarafından zorunlu tutulan temalara uygun metinler bulunacak ve bu metinlerin kılavuz kitap için kazanımları seçilecek, öğrenci kitabı için de soruları oluşturulacaktı. 

Altı aylık sürecin başında var olan yaratıcı olma heyecanımız süreç içinde yok olmuştu, bunun en büyük nedeni yazdığımız kitabın kabul alması için yaptıklarımızı sisteme uydurma gayretiydi. Kitap için bizim uygun gördüğümüz özgün metinler Talim Terbiye Kurulu tarafından kabul edilmez denilerek reddediliyor, bunun yerine on yıllardır Türkçe kitaplarında var olan Edison’un ampül icadı, ülkemizde maden kömürünün bulunuşu, Nasrettin Hoca’nın suya sabuna dokunmayan öyküleri gibi tahmin edebileceğiniz düz metinler tercih ediliyordu. 

Kitap için seçilen metinler ne olursa olsun derinliği olan üst bilişsel sorularla iyi iş çıkaracağımızı düşünürken yine kitabın onay alması için gerekli olan klasik döngüden kurtulamıyorduk. Metinde geçen sözcüklerle cümle yazdırma, sözcükleri alfabetik sıraya dizdirme, çağrışım sözcükler yazma, metnin konusunu ve ana fikrini yazdırma, olmazsa olmaz beş N bir K sorularını sorma, metne farklı başlık buldurma, metne uygun resim çizdirme gibi alt düzey çalışmalardan kurtulamıyorduk. Neredeyse tüm kitap işleme çalışmalarımız bilgi ve biraz da kavrama düzeyindeydi. Uygulama, analiz, sentez, değerlendirme basamakları ise doğal olarak kitapta kendine yer bulamıyordu. 

Geçmişe dönük bu ders kitabı yazma serüvenini “mekanik” sözcüğü ile tanımlayabilirim. Yaptığımız iş belirli bir süre sonra kendiliğinden düşünme bile gerektirmez hale geliyordu. Anlamı bilinmeyen sözcükler için bir etkinlik bul, okuduğunu anlamaya dair basit sorular sor, çocuk kendini ifade etsin diye “Sen yazarın yerinde olsan ne yapardın?” sorusunu atlama. Bu mekanik çalışma sonlanıp bizim kitap incelenmeye gönderilmişti. Sonuç önemliydi, işin özgünlüğünü düşünmeyi çoktan bırakmış, yayınevinden alacağımız paraya odaklanmıştık. Talim Terbiye Kurulu’ndan 90’ın üstünde bir puan geldi, düzeltme olarak da yazım hataları belirtilmişti. Bizim kitap MEB tarafından satın alınarak milyonlarca öğrenciye ücretsiz dağıtılmıştı. 

Dördüncü sınıf öğretmeni olarak yazarı olduğum kitabı okutma şansım olmuştu. Türkçe derslerinde okuyacakları kitabın yazarının öğretmenleri olması, öğrencileri heyecanlandırmıştı. Kendi yazarı olduğum kitabın öğrencilerin dil becerilerini geliştirmediğini, heyecanlandırmadığını, dilin güzel örnekleriyle karşılaşmadıklarını, mekanik Türkçe dersleri işlenmesine neden olduğunu anlamam uzun sürmedi ve ders kitabı yerine özgün edebi metinler kullanarak dersleri sürdürmeyi yeğledim. 

Özbay (2003) tarafından Ankara genelinde öğretmenlere yönelik yürütülen bir araştırmada öğretmenlerin yüzde 94,44’ünün ders kitaplarını temel kaynak olarak kullandığı belirlenmiş. Türkçe ders kitapları incelendiğinde bilgi verme, öğüt verme, doğru davranışı öğretmeye çalışma, seçili tema konularını pekiştirmeye çalışma gibi bir monotonluk karşımıza çıkıyor. Geleceğin hayallerini kuracak öğrencilere sunduğumuz ders kitaplarındaki görsel dilin sanattan uzak olmasına, yıllardır süren tekdüze çizimin kalıplaşmış olmasına hiç değinmiyorum.     

Ekran Resmi 2017-02-13 19.31.53

Yukardaki tabloda görüldüğü gibi ders kitabı dışında ders için kullanılacak bir sürü kaynak var. Oysa biz hangi koşullarda ve neden yazıldığını bildiğimiz ders kitaplarına yönelmeyi tercih etmek zorunda bırakılıyoruz. Milli Eğitim Bakanlığınca hazırlanan taslak programda her sınıf seviyesinde kaç tema olacağı, bu temaların içeriğinde ne olabileceği, her temada kaç metin işleneceği buyruluyor. Bu buyruğun dışına çıkılmayacağı da net bir biçimde belirtiliyor. 

Geçenlerde katıldığım bir MEB toplantısında “Okullarımızda izinsiz yardımcı kitap, kaynak kitap adı altında farklı kitaplar kesinlikle aldırılmayacaktır” ifadesi kullanıldı. MEB tarafından zorunlu tutulan ders kitaplarını kullanmak zorundasınız. Örneğin Türkçe dersinizde Samed Behrengi’nin “Bir Şeftali Bin Şeftali” kitabını okumak ve bu kitapla bir ağacın küskünlüğünü öğrencilerinizle paylaşıp çıkarımlar yapmak istiyorsunuz. Buna izniniz yok, izinsiz kitap kullanılmayacak, her temaya uygun seçili metinler kullanılacak, izinsiz adım atılmayacak, izinsiz şu ya da bu yapılmayacak. Türkçe dersleri metin işlenerek ilerleyecek o metinler de mutlaka ders kitabından olacak.

Müfredat yenileme, yenilenen müfredatlara uygun ders kitapları hazırlanması ve basılması, öğrencilere dağıtılması işindeki pazarı görmek için biraz veri paylaşmakta yarar var. 2003 ile 2009 yılları arasında 919.218.434 kitap basılmış ve öğrencilere ücretsiz dağıtılmış. Bu kitaplar için de 1.359.831.660 liralık bedel ödenmiş. MEB’in öğrenciler için kitap alımı pazarından pay almak isteyen yayınevleri, doğal olarak özgünlük ve iyi ürün arayışında olmayacak ve kar etme kaygısıyla mekanik bir biçimde en hızlı biçimde olur almaya çalışacaktır. Ne yazık ki pazardan pay alma isteği çocuklara sunacağımız hayallerden daha büyük. Bu böyle oldukça da okuma-anlama, yordama, çıkarım yapma becerimiz niye düşük diyerek birbirimize sormaya devam edeceğiz.  

Öğrencilere ücretsiz kitap dağıtmak demek, kendi istediğim kitabı dağıtacağım anlamına gelmemeli. Kitap seçiminde özgürlük ve özgünlüğün önü açılmalı, bırakalım taslak müfredata uygun herkes istediği gibi yayın hazırlasın, MEB kitap inceleme işinden çekilerek bu alanı akademik bir üst kurula bıraksın. Bu kurul da ders kitaplarını evrensel değerler açısından inceleyerek görüş bildirsin. 

Çoğulcu katılımın yasaklarla değil, özgürlüklerle gelişeceğine inanmamız gerekiyor.   

Özbay, M. (2003). Öğretmen Görüşlerine Göre İlköğretim Okullarında Türkçe Öğretimi, Ankara: Gölge Ofset Matbaacılık.

Anadili derslerinde kullanılan araç gereçler görseli: “Türkçe Ders Kitabı Çözümlemeleri” Pegem Yayınları 

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here