Eğitimpedia Yazarı – Müjdat Ataman: “Ama TEOG Gerçeği Var!”

0
2158

Tam bir sınav cennetinde yaşıyoruz. Her bir üst basamağa geçişte yeni sınavlar çıkıyor karşımıza. Sınavları isimlendiren kısaltma harfler yıllar içinde değişiyor, yeni sınavlar ortaya çıkıyor, hatta sınav soruları çalınıyor, ama ülkedeki sınav gerçeğini değiştirmek adına arayışa girilmiyor. Sınavlardan kurtulmak, çocukları bu at yarışı benzeri koşturmadan uzak tutmanın yollarını aramak yerine sisteme yeni bariyerler ekleniyor. Çoktan seçmeli soruların yanına tek sözcükle kodlanarak yanıtlanan açık uçlu sorular eklenerek aslında yenilik değil, sınavdan kaçış olmayacağının alt mesajı veriliyor. Bu sınav maratonu sırasında ortaya çıkan yığılmalar sonucu, ana amacı yerleştirmek olan sınavların elemek dışında bir işlevi de kalmıyor. “Elemek” sözcüğü ile kurgulanan eğitim sisteminin de nasıl bir gelecek kuracağını varın siz düşünün.  

Ortaokuldan liseye sıra arkadaşım, okulun en çalışkanıydı. Lise birincisi oldu, bizim dönemin her birincisi gibi o da tıp fakültesini tercih etti. Zor bir tıp fakültesini, çok başarılı bir şekilde altı yılda bitirdi. Uzman doktor olması için tıpta uzmanlık sınavını (TUS) kazanmalıydı. Altı yılın ardından tekrar oturup çoktan seçmeli sınavlara hazırlanmak zor gelse de yoğun bir biçimde çalışıyordu. Uzun yıllar girdi sınavlara, başaramadı. Hatta bir ara kendine “pratisyen ford” benzetmesini layık gördü. Bir sınav giriş kağıdında “sayın abonemiz” ibaresini gördüğünde kazanmak için işe ara vermeyi düşündü. Bu kadar çalışkan birine neden olmadığını sorduğumda verdiği yanıt aslında iyi bir sistem özetiydi. “Sınavda elemek için öyle enterasan yerlerden sorular geliyor ki altı yıllık tıp eğitiminin içindeki en ücra konuları bile ezberlemek gerekiyor” demişti. Ülkede böylesi bir sistem kurulduğunda yeni iş kolları da peşi sıra gelmeye başlıyor. TUS için bile dershane ya da özel eğitimler bulunuyor. Düşünsenize ülkenin en parlak ve çalışkan gençlerini yıllar sonra yeniden çoktan seçmeli sistem içinde olmaya zorluyorsunuz.

Ülkede böylesi bir sınav yelpazesi olduğu için bir ara sağımız solumuz dershaneden geçilmiyordu. Dershane sisteminin sonucunda ülkenin nasıl bir felakete gittiği görüldüğünde dershaneler kapatıldı. Dershaneler kapatılarak bu büyük sorun çözüldü zannediyorsak çok yanılırız. Bu sınav sistemi bizde olduğu sürece adı dershane olmayan binbir yapı, sisteme bir şekilde eklenecektir. Yine aynı şekilde insanların kaderini, örneğin KPSS gibi bir sınava bırakırsanız birileri soruları çalmak ya da yeni arayışlar içine girmek için farklı şeyler deneyecektir.

Peki, biz ne yapıyoruz bu sevmediğimiz sistemle mücadele etmek için? Ses çıkarmak, çözüm arayışları sunmak yerine “Kim Korkar TEOG’dan” partileri düzenliyor, “Sen mi büyüksün ben mi TEOG?” günleri yapıyor, TEOG yolculuğunda ses nefes eğitimleri ile kendimizi kandırıp sınava karşı çıkmak yerine sınavları kutsuyoruz.  Bizim böyle bir yapımız var, ne yazık ki beğenmeyiz, sevmeyiz, eleştiririz ama sevmesek de yapılacak bir şey yok diyerek kaldığımız yerden devam ederiz. Bu sınav sarmalı öyle bir duruma geldi ki sekizinci sınıfa devam eden öğrencilerin anneleri  kendilerini bu sene  “TEOG annesiyim” diyerek tanımlıyor. Normal anne olmakla TEOG annesi olmak arasında büyük fark var, TEOG annesi olmayan bilemez…  

Bir okul, öğrencilerini TEOG sınavı stresinden kurtarmak için bir eğitim vermiş, bunu da haber yapmış. Öğrencilere balon dağıtılmış, sınav kaygılarını düşünüp balonların şişirilmesi istenmiş. Ardından da şişirilen balonlar patlatılmış. Çocuklar da rahatlamış. Balık da kavağa çıkmış. Sekizinci sınıfta üst düzey düşünme becerilerine sahip öğrencileri kandırmak için her şeyi deniyoruz. Motivasyonu artırmak, stresi azaltmak için partiler yapıyoruz, ama sorsan bilimsel okuluz.  

“Ama ülkede bir TEOG gerçeği var.” Son dönemlerde en sık duyduğum cümlelerden biri. Gece rüyamda sağlı sollu veli grubu hızla yanımdan geçerken, “Şişt Müjdat TEOG gerçeği var unutma!” diye sesleniyor. “Sınava büyük anlamlar yüklemeyin” diyerek ailelere seminer vermek ve seminer salonunun girişine okulun TEOG başarılarını posterle sergilemek ne derece anlamlı olabilir ki? Bir büyük gazete TEOG öncesi rahatlama rehberinde “sınav öncesi ne yapacaksınız”ı on madde ile sıralamış. Maddelerden biri “nefes al”. Yok istersen alma, ülke olarak insanların zekasıyla dalga geçiliyor ama çok da önemli olmuyor çünkü sistem hemen kendine yeni çıkış noktaları buluyor. 

Bu sınav maratonunda özel derslerin ardı arkası kesilmiyor. Birçok okul ara sınavlarla, başarı burslarıyla TEOG’da okuluna başarı sağlayacak öğrencileri kendi okuluna almaya çalışıyor. Özel okullar, sistemin yanlışlarını bulup çözüm aramak yerine sisteme uyum sağlayıp, kendilerine bu alanda yer açıyor. Yok olan çocukluğu  düşünmeyip, TEOG sınavında en başarılı okul olmayı marifet sanıyorlar. Sistemin sorunları bununla da bitmiyor, ortaokul grubu öğretmenleri tam bir stres altında. TEOG sonrası öğretmenler sadece sınav sonuçlarına bağlı olarak sorgulanıyor. “Hocam Türkçe başarımız %96, niye %100 değil?” Zümreler arası yarıştan hiç söz etmiyorum. Herkesin herkesle amansızca ve acımasızca yarıştığı bir sistemi biz var ettik, şimdiler de sadece “ama TEOG gerçeği” var klişesi ile kendimizi avutuyoruz. 

Sistemin sorunlarını da yama ile çözmeye çalışıyoruz. Çocukların sosyalliği de önemli denilerek, spor ve sanat alanında faaliyet gösteren öğrencilere TEOG’da puan desteği verileceğine dair bir haber çıktı. Arkadaşımın bir sanat atölyesi var. Haber sonrası her gün onlarca veli “Parasıyla sertifika veriyor musunuz?” diye sormaya başlamış. Bu sistemin bizi getirdiği çıkmazların farkına varamıyoruz. 

Ne yapalım düşünce balonları şişirmek belki kaygılara üflemekten daha iyi olacaktır. 

Kaldıralım TEOG sınavını, her okul kendi öğrenci alım ölçütlerini kendisi belirlesin. İsteyen çoktan seçmeli sınav yapsın, isteyen mülakat yapsın, isteyen sadece fen sorusu sorsun, isteyen matematik ya da Türkçe alanında açık uçlu sınav yapsın. “Hemen olmaz” yanıtına, “Şaibe olur” eklenecektir. Bunun en önemli nedeni yerele olan güvensizlikten kaynaklanıyor. Özel okulların kendi sistemleri ile öğrenci alma izinleri olmasına rağmen öğrenci alımlarında TEOG sonuçları ile öğrenci almayı tercih etmelerinin nedeni de bu olsa gerek. 

Her okulda kimsenin belki de önemsemediği ama yapılması zorunlu bir öğretmenler kurulu toplantısı vardır. Hem özel okullarda hem de devlet okullarında bu kurul toplantılarında, bırakın okulun tüm öğretmenleri söz hakkı alarak tartışsın. Nasıl bir misyonları olduğunu, okullarının öğrencilere nasıl bir katkı sağlamak istediğini, hangi ölçütlerle öğrenci alarak bu misyonlarına katkı sağlayacaklarını belirlesinler. Öğrenci seçiminde hangi değerlendirme ölçütlerine göre hareket edeceklerini açıklasınlar. Her okul, üçten az olmamak üzere başvuru tarihleri ve okula kabul aşamalarını açıklasın. İsteyen sınav yapsın, isteyen mülakat yapsın, isteyen ezber yapsın, isteyen karşılaştırmalı edebi metin inceletsin. Aileler ve öğrenciler de hangi okulu ya da okulları tercih edeceklerine karar vererek bu okulların istedikleri alanlarda kendilerini geliştirsinler. 

“Aman nasıl olacak, çok istenen okulların kapılarında kuyruklar olacak, herkes oraları tercih edecek, torpil olacak, adamına göre muamele yapılacak” vb kaygılar ve peşinen söylenen “yok olmaz böyle şey” reddedişleri başlayacaktır.  Yıllarca birilerinin emek hırsızlığı yaparak, soruları kendi adamlarına dağıtarak bir yerlere gelinen sistemde, merkezi yapının durumunu da gördük. Okulların kendi açıklayacağı ölçütlere bağlı olarak tercih yapılacağından düşünülen yığılmalar da olmayacaktır. Kendisi için doğru okulu belirlemek ve belirlenen iki üç okula başvurmak bile daha bilinçli bir tercih olacaktır.   

Hadi gelin böyle bir uygulamanın ardına düşelim. “Benim çocuğum fen lisesi istiyor.” Yaşadığınız bir bölge var, o bölge içindeki belirli fen liselerini tercih edeceksiniz. Bu liselerin giriş ölçütlerine bakıp hangileri sizin için daha anlamlıysa o okullara başvuruyorsunuz. Herkesin içinde olduğu bir yarıştansa hedefiniz için çaba gösteriyor olmanız daha değerli olacaktır. Bu durum okulların da değerini artıracaktır. Bu durumda okullar arasında iyi eğitim vermeye dair bir yönelim başlayacak ve okullar tercih edilmek için kendi iç yapılarını ve eğitim sistemlerini zenginleştirmenin yollarını arayacaktır.  

Katı merkeziyetçi bir yapıdansa yerelin ve özerkliğin gücüne inanmak bizlere başka yollar açacaktır. Eğitimde devrim, sisteme yeni sınavlar ekleyerek değil sınavları yok ederek gerçekleşecektir.

mujdatataman@gmail.com

https://twitter.com/ataman_mujdat

 

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here