Eğitimpedia Yazarı – Aysun Yağcı: TEOG Sonrası Kayıt Maratonu

0
2017

Bir eğitimci olarak yıllardır TEOG sınavını son derece önemseyen bir hedef kitleyle birlikte olmama rağmen fark ettim ki bazı şeyleri yaşamadan anlamak çok zor. Biz de bir grup TEOG anne babası olarak son birkaç haftadır sistemi anlamaya yönelik yaptığımız derin çalışmalarla kayıt sürecine hazırlandık.

Eş dost, oğlumun aldığı TEOG puanını sorunca ben de onlara mecburen soruyla cevap veriyorum: 1000 üzerinden mi, 500 üzerinden mi, 400 üzerinden mi yoksa 700 üzerinden mi? Her özel okul kendi kayıt sistemini geliştirmiş çünkü. Diyor ki: Ben din ve İngilizce dersinin puanlarıyla ilgilenmiyorum, okul başarı puanına dönüp bakmam bile, her iki sınavı yüzde elli yüzde elli değerlendiririm; bir başkası, ben birinci sınavın yüzde otuzunu, ikinci sınavın yüzde yetmişini alırım diyor. Kimisi de MEB’in belirlediği YEP puanına göre öğrenci alıyor.

Bu sene özel okul tercihleri devlet okullarından önce yapılıyor. Özel okullar taban puanlarını açıkladıktan sonra belirli bir puanın üzerinde olan öğrenciler için internet üzerinden ön kayıt açıyorlar. Elbette ön kayıt yaptırmış olmak o okula kesin kayıt yaptıracağınız anlamına gelmiyor, kayıt hakkı kazananların listeleri ise 1 Temmuz’da açıklanıyor. Burada da başka bir sorun ortaya çıkıyor. Diyelim ki çocuğunuz iki okula da ön kayıt yaptırma hakkına sahip ama hangisine kesin kayıt yaptırabileceğiniz belli değil. O zaman aile üyeleri kesin kayıt gününde farklı okullarda bekleyerek ve sürekli haberleşerek karar vermek zorunda kalıyorlar. Ola ki puanınızın birinci kayıtta yetmediği bir okula ikinci yerleştirmelerde kayıt hakkı kazanırsanız, ilk okula ödediğiniz birinci taksidin üzerine bir bardak soğuk su içmeniz gerekebiliyor.

TEOG sınavında tüm soruları doğru yapan öğrencilerin fazlalığı, kayıt sürecini daha da içinden çıkılmaz bir hale getiriyor. Örneğin MEB’in yaptığı açıklamaya göre 2015 birinci TEOG’da 4742 öğrenci tüm sorulara doğru cevap vermiş. İkinci sınavda bu oran üçte bir azalsa da yine de çok yüksek bir rakam. 2016 Nisan TEOG’da tam yapan öğrenci sayısı 980, buna rağmen TEOG’da Türkiye birincisi okulumuzdan çıktı diye ilan panosu yaptıran okullar var.

Yapılan sınavların ölçücü olmadığı ortada, okul başarı puanları da keza öyle. Türkiye’nin sayılı özel okullarının okul başarı puanını, ancak TEOG sınavında tüm derslerin netlerinde eşitlik olması durumunda hesaba alıyor olması, okul başarı puanlarının ne derece önemsenmediğinin bir başka kanıtı.

Türkçe öğretmeni olarak OKS sınavına öğrenci hazırladığım dönemde 100 üzerinden 92 netle Robert Koleji’ni kazanan öğrencim olmuştu. O dönemlerde bir tane Türkiye birincisi çıkar, o birinciyle televizyon ve gazeteler röportaj yapar, “Düzenli ve sistemli çalıştım, ailem ve öğretmenlerim çok destek oldu” nevinden açıklamaları imrenerek dinlerdik. Oysa simdi her ilden hatta her kasabadan birincilerimiz var.

Biz öğrenciyken elli kişilik sınıfta bir ya da bilemedin iki kişi takdir alırdı, altı yedi kişi teşekkür. Teşekkür alabilecek miyiz diye karneye günler kala sürekli hesap kitap yapardık. Hatta “Bir puan verirseniz teşekkür alacağım” diye öğretmenleri turlayıp şansını deneyen arkadaşlarım bile vardı ki genelde böylelerinin teşekkür alabilmek için üç dört puana ihtiyaçları olurdu.

Bunca yıldır özel okulda çalışıyorum, takdir aldığı için sevinen öğrenci görmedim; çünkü öğrenciler takdir belgesini otomatik olarak karneyle birlikte verilen bir belge gibi görüyorlar artık. Hiçbir cazibesi kalmadı. Okul başarı puanının sınav sonuçlarını etkilemesiyle birlikte bu çılgınlık had safhaya ulaşarak mezuniyet için okul birincisini belirlemeyi bile zorlaştırır hale geldi. MEB’in açtığı hormonlu not soruşturmalarının ise ne kadar caydırıcı olduğu tartışılır.

Esas görevi öğrenme sürecini kolaylaştırmak olan öğretmenlerin üzerindeki not baskısı, bir süre sonra tek çıkış yolu olarak onları soruları kolaylaştırmaya itiyor. Adı proje ve performans olup da öğretmenlerin sanki hepsini 100 vermekle mükellef oldukları notlar ise işin trajik olan diğer boyutu. Bir tanesine 95 verseniz velinin hesap sormak için kendinde cesaret bulduğu bu çarkta öğretmen olmanın da epeydir tadı kaçmış durumda. İlkokullardaki dereceli puanlama anahtarlarının da bundan altta kalır yanı yok. Çocuk için “iyi” yi işaretlesen, veli neden “çok iyi” değil diyor.

Size hiç durmadan adalet anlayışınızı ve objektifliğinizi sorgulatan bu sistemde çocuklara kötülük yaptığınızı bile bile var olmaya çalışıyorsunuz. Yapabileceklerinin bir adım ötesine taşıyamadığımız öğrencilerimizle sanal başarıların gölgesinde bir ömür tüketiyoruz.

Ne zaman ki beklentilerimizi sonuç odaklılıktan süreç odaklığa çevireceğiz; kendimize ve öğrencilerimize öğrenmenin gerçekleşmesi için yüksek beklentiler koyabileceğiz,  o zaman başarı kendiliğinden gelecek. Üstelik haz veren bir başarı…

 
aysunyagci@gmail.com
www.guneslibirgun.com

 

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here