Eğitimpedia Yazarı – Aysun Yağcı: Sosyal Sermaye

0
4053

Ebeveynlerin okullardan ve öğretmenlerden beklentilerinin arasında öncelikle yer alan konulardan biri de kitap okuma alışkanlığının kazandırılmasıdır. Bu alışkanlığı kazandırmak adına öğretmenler canla başla çalışır.

Öğrencilerin okuyabilecekleri kitaplardan oluşan tavsiye kitaplar listesi oluşturmak, kitap okuma takip çizelgeleri yapmak, günlük belirli bir sayfa sayısı belirleyerek özellikle küçük sınıflarda çocuğun okuduğuna dair veliden imzalı not istemek, öğrencinin okuyup okumadığını anlamak adına sınıf içinde yaratıcı yazma ve okuma çalışmaları yapmak, okuyan öğrencileri ödüllendirmek… vb.

Yine de belirli bir öğrenci grubunda içten gelen bir kitap okuma isteği uyandırmak pek mümkün olmaz. Eğer öğretmen üzerine düşen görevi yapıyorsa oklar evdeki yaşantıya çevrilir ve ailenin alışkanlıkları sorgulanmaya başlanır: Aile bireyleri kitap okumaya zaman ayırıyor mu? Akşamları evde bol ağlamalı ve neredeyse tüm oyuncuların sırayla hastaneye yattığı Türk dizileri mi seyrediliyor? Sorular daha da çoğaltılabilir elbette.

Aile, evdeki yaşantılarını sorgulamaya başladığında kendisine çıkan payı telafi etmek istercesine kitap okuma saatleri planlar. Bundan sonra akşamları belirli bir saatte hep birlikte kitap okunacaktır. Bu durum, çoğu zaman uygulanamayan ders planları tadında birkaç gün sürer ve zorakiliğe yenilen her şeyde olduğu gibi başladığı hızda sona erer.

Veli okula geldiğinde: “Her şeyi yaptım, televizyonu kapatıp ailecek kitap okuduk. Yine de başaramadık” diye yakınır. Bu konuda elinden gelenin en iyisini yapmak için çaba sarf eden öğretmen, bu sefer de çocuğun sevebileceği bir kitap türü bulabilmek adına çeşitli denemelere girişir. Sorun, çocuğun sevebileceği kitap türüyle henüz karşılaşmamış olmasıdır. Ah bir de içinde kaybolunacak bir kitap bulunabilse tüm sorun çözülecektir!

Oysa ki bu sorunun tek bir çözümü vard: Kitap okumak, sizin yaşamınızın bir parçası ise gün gelir çocuğunuzun da yaşamının bir parçası olur. Kitap okumayı akşamları yatmadan önce yapılması gereken bir ödev olmaktan çıkarıp tüm aile fertleri için bir yaşam tarzı haline getirebildiğimizde, çocuklarımızda o alışkanlığı oluşturmak daha kolay olacaktır.

Ebeveynlerde şöyle bir beklenti var: Mümkünse anne baba işten gelinceye kadar ödevler bitsin. Akşam yemeğinden sonra da çocuk kitap okusun ve erkenden yatsın. Akşamları ortada dolaşan, televizyon seyreden ya da bilgisayar başından kalkmayan bir çocuk görüldüğünde kurulan ilk cümle şudur: “Senin ödevin yok mu?” Çocuk “yok” dediğinde istisnasız ikinci cümle: “O zaman kitap oku!” olur.

Çocuk ona da karşı çıktığında – ki çok az çocuk bu söylemden sonra odasına çekilip kitap okumaya başlar – az ödev veren ve akşamları çocukları yeterince meşgul edemeyen öğretmenler eleştirilmeye başlanır.

Ben zamanında yeterince çalıştım, kitap okudum, artık ben akşamları televizyon seyredeceğim o da çalışacak, çalışma sırası onda mantığıyla duruma yaklaştığımızda çocuklarımıza rol model olmamız mümkün değildir. Çocuklara yapılan maddi yatırımların başa kakılması şeklinde devam eden bu döngü, durumu daha da çıkmaza sürükler.

Çocukları en iyi şekilde hayata kazandırmak yönünde ebeveynlerin ortaya koyduğu sermayenin maddi yönü ön planda tutulurken onların öğrenme yaşantısında önemli bir fark yaratan sosyal sermaye hep göz ardı edilir. Oysa ki sosyal sermaye en önemli öğrenme bileşenlerinden biridir.

Bu öğrenme bileşeninin miktarı, çocukların neden bir türlü kitap okuma alışkanlığını kazanamadıklarının cevabını verir. Yalnızca kitap okuma örneği üzerinden gitmeyecek olursak teknolojiyi sadece vakit geçirmek için değil merak edilen konuları araştırma ve yeni bilgiler öğrenmeye duyulan heyecan için bir araç olarak kullanma becerisi de bu bileşenin ailedeki varlığına ve yokluğuna bağlıdır.

“Senin hocanın şarkılarından yok mu anne?”

Oğlum 4 yaşındayken her gün arabayla onu kreşe götürürdüm. Arabada sürekli klasik Türk Sanat Müziği dinler ve şarkılara da yüksek sesle eşlik ederdim. Belediye konservatuarına gittiğim ve aynı zamanda ud dersi aldığım bir dönemdi. Bir gün arabada giderken radyoyu açmış bulunmamla, dönemin popüler şarkılarından biri çalmaya başladı. Bir süre sonra arkada oturan oğlum şöyle seslendi: “Senin hocanın şarkılarından yok mu anne?” O yaştaki bir çocuk için yadırganacak bir seçim gibi gözükse de doğduğundan beri Türk müziği nağmelerine alışmış olan kulakları ister istemez ona böyle bir seçim yaptırmıştı.

Artık yedinci sınıf oldu ve şimdilerde ben onun seçimlerine maruz kalıyorum. Okula gidip gelirken neredeyse son iki aydır Attila İlhan’ın “Kaptan” şiirini dinliyoruz. Ve bir süre sonra farkına vardık ki Kaptan şiirinin – 1, 2, 3, 4, 5 diye beş bölümden oluşur ve uzun bir şiirdir- tamamını ikimiz de ezberlemişiz. En çok benzetmeyi kim bulacak oyunuyla bıkkınlık durumuma çare bulmaya çalışsam da hiç de bıkacağa benzemiyor. “Başka bir şeyler dinlesek mi artık?” sorusunun tek cevabı şu oluyor:

“Eflatun gözlerinin olduğunu bilmiyordum.”

Maruz bırakmak

Burada anahtar kelime “maruz bırakmak”. Oğlum durduk yerde mi böyle bir seçim yapıyor? Elbette ki hayır. Ailecek çıktığımız uzun yolculuklarda ünlü şairlerin şiir cd’lerini dinlemek bizim en büyük zevkimiz.

Siz hangi müzikleri dinliyorsunuz, hangi filmleri izliyorsunuz, hangi kitapları okuyorsunuz, televizyon ve teknoloji hayatınızın neresinde? Bu sorulara verilen cevaplar, çocuklarınızın dünyaya geldikleri günden bu yana nelere maruz kaldıklarının en önemli göstergesidir ve onların gelecekteki beğenilerini ve seçimlerini de etkileyen unsurlardan biridir.

Sosyal sermaye, yaşamı seyretmeyi bırakıp yaşamın içinde var olmaktır. Mesleğiniz ne olursa olsun, çocuklarınızla yeni şeyler öğrenmekten duyduğunuz hazzı paylaşmaktır. Ben okumadım o okusun, ben yaşamadım o yaşasın mantığıyla kendinizi bir kenarda bırakarak çocuklarınıza yatırım yapamazsınız. Sosyal anlamda kendinize yapacağınız her yatırım, gün gelir çocuğunuzda filizlenir.

Sosyal sermaye evinizdeki kütüphanedir. Okuyup unuttuklarınız, tekrar tekrar okuduklarınız ve gün gelip de çocuğunuzun çocuk kitapları okumayı bırakıp kütüphanenizden bir kitap seçme ihtimalidir ve inanın hiç de uzak değildir.

 

aysunyagci@gmail.com

 

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here