Eğitimpedia Yazarı – Aysun Yağcı: Özel Ders Mucizesi

0
3437

Öğretmenliğe yeni başladığım yıllarda çalıştığım dershanenin yanı sıra bir arkadaşımın özel ders ofisine de gidiyordum. Orada ders verdiğim öğrencilerden birini her gün okul sonrasında özel şoför arabayla büroya bırakıyor ve ders sonuna kadar da arabanın içinde bekliyordu. Öğrenci, hafta boyunca sırayla tüm derslerden özel ders alıyordu. Bir gün derse yeni başlamıştık ki, isteksizliği her halinden belli olan öğrenci, bir beş dakika mola verip veremeyeceğini sordu: “Elbette, dedim, istersen bir yüzünü yıka gel!”

Beş dakika geçti, öğrenciden ses seda yok. Onu aramak için odadan çıktım. Bir de ne göreyim? Salondaki bekleme ünitesinde uyuyakalmış, hem de öylesine derin uyuyor ki… Muhtemelen pek de eğlenceli olmayan bir okul gününün sonrasında, ayakkabılarını çıkarıp üstünü değiştirip bir şeyler atıştırıp belki de akşam yemeğine kadar biraz kestirip enerji toplayacak olan çocuk, anne babanın çocuğuna iyi bir eğitim verme motivasyonunun temsilcisi olarak karşımda duruyordu. Benim kazanacağım parayı hak etme motivasyonum vardı. Peki çocuğun motivasyonu neydi?

Dışarıdan bakıldığında çok şanslı bir çocuktu. Oysaki bizler o şansı şanssızlık haline getirmek için el birliğiyle çalışıyorduk: Çocuğun kendi öğrenmesi üzerine strateji geliştirmesine, deneyip yanılmasına, başarısızlıklarından ders çıkarmasına izin vermiyorduk. Çocukluğun değerli zamanlarını çalmakla kalmıyor, zorluklarla başa çıkarak kazanacağı başarının mutluluğunu da esirgiyorduk ondan. Ona ayıramadığımız zamanın diyetini istemeden çocuğa ödetiyor, üstüne üstlük bu çocuk neden bu kadar isteksiz diye hayıflanmaktan da geri kalmıyorduk.

Durum bu kadar vahim mi diyecekseniz, evet vahim.

Şimdi bazı veliler bu söylemlere, “Ama benim çocuğum bireysel ders almadan öğrenemiyor.” diyerek karşı çıkabilirler. Evet, öğrenemiyordur; çünkü bu bağımlılığı istemeden de olsa yaratan bizleriz. Gerekli gereksiz her durumda, ilkokul birinci sınıftan itibaren özel ders alma fırsatı sunduğumuz çocuklar, yazılı sınavlar öncesi zihinlerini hiç yormamak için birisinin gelip onları çalıştırmasını bekliyorlar doğal olarak. Özel ders veren öğretmenlerde sıkça gözlemlediğim “beyin ameliyatı yapma dürtüsü” sanırım bundan kaynaklanıyor. Halbuki zihinsel meşguliyet olmadan “öğrenme”nin gerçekleşmesi mümkün değil; buna rağmen atladığımız çok önemli bir nokta var: Meşgul olması gereken bizim beynimiz değil, çocuğun beyni.

Peki özel ders ne zaman işe yarar?

Öncelikle öğrenci tarafından talep edildiğinde, konunun tamamının değil, anlaşılamayan noktalarının aydınlatılmasına yönelik olduğunda, sürekli olmamak kaydıyla, hastalık nedeniyle önemli bir ders kaybı yaşanmışsa, özel öğrenme güçlüğü varsa…

Yakın bir zaman önce bir velimiz sınıf öğretmenini arıyor: Ara tatilde çocuğunun eksiklerini gidermeye yönelik özel ders aldıracağını ve bir öğretmen tavsiyesinin olup olmadığını soruyor. Çocuğun karne notu 85. Pek ala iyi bir ortalama. Ama o 15 puanlık eksik yok mu,  o 15 puan? İşte bizim gözümüzü karartan, çocuğumuzdan daha önce bizi önlem almaya zorlayan… Tüm hırslar, o bir türlü tamamlanamayacağını düşündüğümüz eksiklerden kaynaklanıyor.

Ben de diyorum ki, çocuklarımızın sonuç oluşturma becerilerine değil de o sonuçları oluşturma yollarına önem versek, karne için geçici ama hayat için kalıcı başarılar sağlama olasılığımız emin olun artacak. Dünyada mucizeleri yaratan insanların tümünün “iç motivasyonlarının” yüksek olması tesadüf olmasa gerek. O yüzden bırakalım bazı şeyler eksik kalsın.

 

Aysun Yağcı

aysunyagci@gmail.com

 

Fotoğraf: Alamy

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here