Çocuk Yetiştirmeyi Çok Mu Önemsiyoruz?

0
9349
Çocuğun sağlığı ve başarısı için kaygılanmaya doğal bir eğilimi olan anne-babaların kaygılarıyla baş etmeyi öğrenmeleri çok önemli.

Anne ve babalık öğrenilen rollerdir. Çok kolayca öğrenilmez. Sorumlulukları, görevleri, korkuları, kaygıları çok yoğundur. Kolları arasında küçücük bir  bebek ağlarken, o an orada, ne yapacağını bilerek doğmaz insan. Sıklıkla, ne yapılacağını bilemediği anları olur anne-babanın. Ayakları üzerinde duramayan, hayatta kalmak için size bağımlı bir canlının sorumluluğunu üstlenmek ve onun için ne yapılacağını bilememek zor bir durumdur. Anne-baba, yeni doğan çocuğun nefes aldığından emin olmak için elini çocuğun burnuna tutar. Çocuğun yaşadığından emin olmayı istemek, yazması kolay ama yaşaması zor bir deneyimdir. Rollerin zorluğu ve çocuğun kırılganlığı, anne babanın kaygısının artmasına neden olur.

“Her an başına bir şey gelebilir” düşüncesi anne-babanın huzursuz ve kaygılı olmasına neden olur. Kaygının bir anlamı vardır. Kaygı, çocuğun bakımı konusunda dikkatli olmayı ve odaklanmayı sağlar. Bu açıdan kaygı duygusu, anne-baba olma sürecinin işe yarayan ama çok yorucu bir parçasıdır. Anne-babaların bu kaygıyla baş etmeleri konusunda desteklenmeleri gerekir. Genellikle ailenin yaşlı üyeleri, çocuk yetiştirme konusundaki bilgi ve deneyimlerini çocuklarına aktararak ve zor anlarda onların yanında olarak rahatlatma görevini üstlenirler.

Bugünün anne-babaları, kaygıyı sıklıkla “işe yarayan” bir duygu olmanın çok uzağında, tıkayan, durduran, zorlayan bir duygu olarak yaşıyorlar. Çok yakın zamanda bir tanıdığım arayarak, “kızım öğretmenine yalan söylemiş” dedi. Gerçekten panik olmuştu. “Sen hiç öğretmenine yalan söylemedin mi” diye sorduğumda biraz da olsa rahatladı. Çocuğu uzmana götürmesine gerek olup olmadığını sordu. Böyle bir yazı yazıyorum, çünkü bu durumla nadiren karşılaşmıyorum. Anne-babalar pek çok farklı konuya dair yoğun bir şekilde kaygılanabiliyor. Bir anne-baba çocuğunun az konuşmasından kaygılanırken başka bir anne-baba çocuğunun çok konuşmasından kaygılanıyor. Biri hareketlilikten bir diğeri pasiflikten kaygılanıyor…

Başarı ve sağlık konuları anne babalarının en çok kaygılandıkları alanlar diyebilirim. Her iki kavramın, hayatın tamamını kapsayacak biçimde genişletildiğini söylememe gerek yok sanırım. Dondurma yemek; hastalanmak hatta yataklara düşmek anlamına gelip sağlık kapsamına alınıyor. Bilgisayarla oynamak ise düşük not olarak yorumlanıp başarısızlık kapsamına alınıyor. Dolayısıyla “çocuğum sağlıklı olacak mı?” veya “çocuğum başarılı olacak mı?” soruları bütün hayatı kaplıyor.

Anne-babaların yüksek kaygı düzeyini, anne-babalığın doğal bir parçası olarak algılamaya başladıklarını, hatta bu yüksek kaygı düzeyini övdüklerini fark ediyorum. Anne-babanın, çocuğun her hareketini gözlemlemesi, incelemesi, analiz etmesi, yorumlaması, düzeltmesi övülüyor. Bu durum “çocuk yetiştirmeyi önemsemek” olarak adlandırılıyor. Çocuklarımızı önemsemeliyiz fakat onları önemsemekle onlar için aşırı kaygılanmayı birbirine karıştırmamak faydalı olabilir.

Özellikle sağlık ve eğitim sektörleri anne babanın kaygısı üzerinden satış yaparak kaygı düzeyini biraz daha arttırmış oluyorlar. Çocuk sahibi olmak isteyen bir kadın daha hamile kalmadan olası risklere dair önlemlerle tanışmaya başlıyor. Çocuğun ve kendisinin yaşayabileceği pek çok sağlık sorununa karşı bilgilendiriliyor hatta bazı koruyucu önlemler almak zorunda kalıyor. Sağlıkla ilgili bu kadar çok tedbir, kontrol, ilaç, görüntüleme gerekli mi bilemiyorum. Bu benim alanım değil. Fakat bu kadar çok işlemin ve bu işlemlerin sunuluş biçiminin anne-babaları daha çok kaygılandırdığını biliyorum.

Eğitim sisteminin genel yapısı da anne babaları aşırı kaygılandırıyor. Ülkenin, çok sayıda genç  nüfusu ve kalabalık bir işsizler ordusu var. Çocuğun bir iş sahibi olabilmesi, kendi ayaklarının üzerinde durabilmesi ve gayrı safi milli hâsıladan daha fazla pay alabilmesi için iyi eğitim alması yeterli değil çok iyi bir eğitim alması lazım. Pek çok anne-baba böyle düşünüyor. Eğitim sistemi çocuğu sürekli olarak ölçüyor ve çocuk bir adım geride kaldığında hemen “ne oldu bu çocuğa?” diye soruyor. Bir adım geride kalan çocuk için gelsin ilaçlar, gitsin özel dersler… Anne-baba çocuğun eğitim hayatını çok yakından takip etmek zorunda. Hatta öğreteceği bilgiyi okula ayrılan zaman dilimine yetiştiremeyen eğitim sistemi, anne-babayı öğretmen gibi çalıştırıyor. Pek çok anne-baba, ilkokulu çocuğuyla birlikte yeniden okuyor. Ödevler, performanslar, toplantılar, sınavlar bitmiyor… Bu durum anne-baba için gerçekten çok kaygı verici!

Kaygısı artan anne-babalar kaygılarını çocuklarına bulaştırıyorlar. Bu kaygıyla baş etmekte zorlanan çocuklar, okula karşı olumsuz tutum geliştiriyorlar. Sanıyorum hepimizin çevresinde kaygı düzeyi yüksek, kendisinden beklenen performansı gerçekleştirmekte zorlandığı için mutsuz çocuklar vardır. Çocuklardan bu kadar yüksek performans beklemeye hakkımız yok.

Hem eğitim hem de sağlık sektörünün anne-babaları kaygılandıran tutumlarından uzaklaşmaları gerekiyor. Her iki sektörün de çalışanlarına anne-babayla iletişime dair özel eğitimler vermesi iyi olur. Sağlık ve eğitim sektörleri çalışanlarının bu bilgiyle hareket etmeleri ve özenli olmaları gerekiyor. Anne-babaları sakinleştiren, onları destekleyen tarzda bir tutum çok daha iyi olacaktır.

Çocuğun sağlığı ve başarısı için kaygılanmaya doğal bir eğilimi olan anne-babaların, kaygılarıyla baş etmeyi öğrenmeleri çok önemli. Çocuğunuzun hayatıyla ilgilenmek ile yüksek kaygıyla onun hayatındaki ayrıntılara saplanıp kalmayı birbirinden ayırmak gerekiyor. Unutmayın ki kaygı bulaşıcıdır. Çocuğunuzun hayatına dair fark ettiniz şeylere müdahale etmek, değiştirmek zorunda değilsiniz. Çocuğunuzun yanında olmak, ona eşlik etmek yeterli olabilir. Çocukların birbirinden farklı olduklarını, bu farklılıkların sorun olmadığını bilmek ve sakin kalarak bu farklılıklara eşlik etmek anne-baba olmayı kolaylaştıracaktır.

Yılmaz Erdal

Uzman Psikolojik Danışman

 

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here